TÜRKİYE’DE SOSYAL VE EKONOMİK İSTİKRARSIZLIĞIN TEMEL NEDENLERİ (2) Bütçe açığı neden önemlidir? Bütçe açığı tek başına ekonomik kriz anl...
TÜRKİYE’DE SOSYAL
VE EKONOMİK İSTİKRARSIZLIĞIN TEMEL NEDENLERİ (2)
Bütçe açığı
neden önemlidir? Bütçe açığı
tek başına ekonomik kriz anlamına gelmez.
Bir devlet ekonomik durgunluk döneminde yatırım yapmak veya
toplumsal kesimleri korumak için bütçe açığı verebilir. Burada önemli olan üç sorudur: Açık ne kadar? Neden oluşuyor? Finanse
edilmesi nasıl gerçekleşiyor? Eğer
bütçe açığı; üretken
yatırımlardan, deprem gibi
olağanüstü harcamalardan, ekonomik
kriz dönemindeki geçici desteklerden kaynaklanıyorsa
bunun ekonomik anlamı ile sürekli cari harcamalardan kaynaklanan açık aynı
değildir.
Örneğin Türkiye'de 2024 yılında
merkezi yönetim bütçe açığı 2,108 trilyon TL, faiz dışı açık ise 837 milyar TL
olarak gerçekleşmiştir. 2024 bütçe açığının GSYH'ye oranı yüzde 4,7 olarak verilmiştir. 2026 yılı bütçe programında ise
bütçe açığının GSYH'ye oranının yaklaşık yüzde 3,5 seviyesinde tutulması
hedeflenmiştir. Dolayısıyla mesele yalnızca açığın varlığı değildir. Açığın yapısı ve ekonominin bunu taşıma
kapasitesi daha önemlidir.
Faiz
giderleri bütçenin ikinci büyük baskı alanıdır. Bütçe açığı borçlanmayı artırabilir. Borç arttıkça faiz giderleri
yükselir.
Faiz giderleri yükseldikçe gelecekteki bütçe
kaynaklarının bir bölümü bugünkü borçların finansmanına ayrılır. Böylece:
Borç, faiz, daha az yatırım, daha düşük üretkenlik, daha düşük büyüme
kapasitesi, daha fazla borçlanma şeklinde bir döngü oluşabilir.
2026 bütçesinde faiz giderlerinin yaklaşık 2,74
trilyon TL olarak öngörülmesi bu yükün büyüklüğünü göstermektedir. Ancak
burada da dikkatli olmak gerekir.
Faiz giderlerinin yüksek olması tek başına kötü
yönetim kanıtı değildir. Yüksek enflasyon, yüksek piyasa faizleri, geçmiş dönem
borçlanmasının maliyeti ve borç stokunun yapısı da faiz yükünü etkiler. Buna
rağmen yüksek faiz giderleri şu açıdan önemlidir:
Kamu bütçesinde geleceğe yönelik yatırım için
kullanılabilecek kaynakların bir bölümünü geçmiş borçların finansmanına
yönlendirir.
Cari
giderler ile üretken yatırım arasındaki denge bozulursa ne olur?
Ekonomik kalkınmanın temel mantığı basittir: Bugünkü
kaynakların bir bölümü gelecekte daha fazla kaynak üretecek alanlara
yönlendirilmelidir.
Bunlar; eğitim, bilim, teknoloji, altyapı, enerji, savunma
teknolojileri, tarım, sanayi, dijitalleşme, yüksek katma değerli üretim olabilir.
Buna karşılık kamu harcamalarının ağırlığı sürekli olarak tüketim ve
transferlere kayarsa devlet ekonomide büyük bir aktör olmaya devam eder fakat
ekonominin üretkenlik kapasitesini aynı ölçüde büyütmeyebilir.
Bu nedenle “büyük devlet” ile “güçlü devlet” aynı
şey değildir. Güçlü devlet; çok harcayan değil, harcadığı kaynağın
ekonomik ve toplumsal getirisini ölçebilen devlettir.
Kamu
kaynaklarının verimsiz kullanılması sosyal istikrarsızlığı da artırır
Kamu kaynaklarının verimsiz kullanılması yalnızca
bütçe sorununa yol açmaz. Toplumun devletle kurduğu güven ilişkisini de
etkiler. Vatandaş şu soruyu sormaya başlar: “Ben vergimi ödüyorum; devlet bu
kaynağı gerçekten toplumun ortak yararı için mi kullanıyor?” Bu sorunun
cevabı olumsuz algılanmaya başladığında; vergi ahlakı zayıflar, kayıt dışılık
artabilir, devlete güven azalabilir, toplumsal kutuplaşma artabilir, kamu
hizmetlerine yönelik memnuniyetsizlik büyüyebilir. Dolayısıyla mali disiplin
yalnızca muhasebe meselesi değildir. Aynı zamanda toplumsal güven
meselesidir.
Türkiye'deki ekonomik
istikrarsızlığın bir başka ayağı: enflasyon. Türkiye'de ekonomik istikrarın en önemli
sorunlarından biri hâlâ yüksek fiyat artışlarıdır. TÜİK verilerine göre Haziran
2026'da yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,11 seviyesindeydi. Gıda fiyatları
yüzde 35,45, konut-su-elektrik-gaz ve diğer yakıtlar grubu ise yüzde 45,14
oranında yükselmişti.
Enflasyonun tek nedeni kamu harcamaları değildir. Enflasyon;
para politikası, döviz kuru, beklentiler, ücretler, enerji fiyatları, gıda
arzı, ithalat maliyetleri, bütçe politikası, kredi koşulları gibi çok sayıda
faktörün bileşiminden oluşur. Ancak kamu maliyesi burada önemli bir
değişkendir.
Çünkü kamu harcamaları ekonominin üretim
kapasitesinden daha hızlı artarsa toplam talep üzerinde baskı oluşturabilir. Daha
önemlisi, kamu maliyesine ilişkin güven azalırsa enflasyon beklentileri de
bozulabilir. (devam edecek…)
Nesim
Yalvarıcı
YORUMLAR