TÜRKİYE’DE SOSYAL VE EKONOMİK İSTİKRARSIZLIĞIN TEMEL NEDENLERİ (1) Türkiye’de sosyal ve ekonomik istikrarsızlığı yalnızca “iyi yönetişim...
TÜRKİYE’DE
SOSYAL VE EKONOMİK İSTİKRARSIZLIĞIN TEMEL NEDENLERİ (1)
Türkiye’de sosyal ve ekonomik istikrarsızlığı yalnızca
“iyi yönetişim eksikliği” veya yalnızca “kamu kaynaklarının verimsiz
kullanılması” ile açıklamak yeterli değildir. Asıl mesele, bu iki unsurun
birbirini beslediği bir kamu yönetimi–mali yapı–üretim–gelir dağılımı
döngüsüdür. Buna kamu mali açıkları, yüksek cari harcamalar, faiz yükü, dış
finansman ihtiyacı ve ekonominin üretim kapasitesinin sınırlılıkları da
eklenmektedir.
Aşağıdaki değerlendirmede özellikle bu unsurlar
arasındaki nedensellik ilişkisini ele değerlendirmek gerekir.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik ve sosyal
istikrarsızlığı yalnızca enflasyon, yüksek faiz, döviz kuru, bütçe açığı veya
dış ticaret açığı gibi tek tek ekonomik göstergeler üzerinden değerlendirmek,
sorunun yapısal niteliğini görmemize engel olur.
Asıl soru şudur: Türkiye’de kamu kaynakları neden
toplumun refahını, üretim kapasitesini ve ekonomik dayanıklılığı yeterince
artıracak biçimde kullanılamamaktadır?
Bu sorunun cevabı yalnızca ekonomi politikalarında
değil, aynı zamanda iyi yönetişim, kamu yönetiminin niteliği, kaynak tahsis
mekanizmaları, hesap verebilirlik, kamu harcamalarının önceliklendirilmesi,
yatırım politikası ve siyasal karar alma süreçlerinde aranmalıdır.
Dolayısıyla Türkiye'deki istikrarsızlık için şöyle bir
nedensellik zinciri kurulabilir:
Yönetişim sorunları, kaynak tahsisinde verimsizlik,
yüksek cari harcamalar, düşük verimlilik artışı, bütçe baskısı, borçlanma ve
faiz yükü, özel sektör üzerindeki maliyet baskısı, yatırım zayıflığı, üretim
kapasitesinin sınırlanması, enflasyon ve dış açık, gelir dağılımının bozulması,
sosyal istikrarsızlık.
Bu zincir, sorunun yalnızca maliye politikası değil,
aynı zamanda bir devlet kapasitesi ve yönetim kalitesi meselesi olduğunu
göstermektedir.
İyi
yönetişim neden ekonomik istikrarın temelidir?
İyi yönetişim; yalnızca devlet kurumlarının hukuka
uygun çalışması anlamına gelmez. Daha geniş anlamıyla; şeffaflık, hesap
verebilirlik, liyakat, öngörülebilirlik, kurumsal bağımsızlık, kamu
kaynaklarının etkin kullanımı, ölçülebilir performans, denetim, hukuki güvenlik
stratejik planlama gibi unsurların birlikte işlemesini gerektirir.
Ekonomik aktörlerin yatırım yapabilmesi için geleceği
öngörebilmesi gerekir. Bir yatırımcı; “Vergi sistemi nasıl değişecek?”
“İhale sistemi ne kadar öngörülebilir?”
“Kurallar yarın değişecek mi?” “Devlet kurumları arasında koordinasyon var mı?”
“Yargı ve sözleşme güvenliği ne durumda?” sorularına güvenilir cevap
veremiyorsa yatırım kararlarını erteler. Bu nedenle yönetişim kalitesi ekonomik
büyümenin dışındaki bir konu değildir. Tam tersine, sermaye maliyetini,
yatırım kararlarını, kamu harcamalarının verimliliğini ve ekonomik güveni
doğrudan etkiler.
Kamu
kaynaklarının büyüklüğü değil, nasıl kullanıldığı önemlidir. Devletin büyük miktarda kaynak
harcaması tek başına ekonomik kalkınma anlamına gelmez. Önemli olan: 1 liralık kamu harcamasının topluma kaç
liralık ekonomik ve sosyal değer ürettiğidir. Örneğin; eğitim
harcaması nitelikli insan gücünü artırıyorsa, sağlık harcaması işgücü verimliliğini yükseltiyorsa, ulaştırma yatırımı lojistik
maliyetlerini düşürüyorsa, tarım
yatırımı ithalat bağımlılığını azaltıyorsa, teknoloji yatırımı ihracat kapasitesini artırıyorsa, kamu harcaması ekonomik kapasite
yaratır.
Buna karşılık kamu harcaması; verimsiz personel genişlemesine, düşük getirili projelere, sürekli tekrarlanan cari giderlere, siyasi önceliklerle belirlenen kaynak
tahsislerine, üretim
kapasitesi oluşturmayan transferlere ağırlık
veriyorsa, kamu harcaması ekonomiyi büyütmek yerine mevcut kaynakların
tüketilmesine dönüşebilir. Bu
nedenle “ne kadar harcandı?” sorusundan önce “ne üretildi?” sorusu
sorulmalıdır.
Türkiye'nin
temel sorunlarından biri cari harcamaların ağırlığıdır 2026 merkezi yönetim bütçesinde
personel giderleri yaklaşık 4,9 trilyon TL, mal ve hizmet alımları yaklaşık
1,25 trilyon TL, cari transferler yaklaşık 6,82 trilyon TL ve faiz giderleri
yaklaşık 2,74 trilyon TL olarak öngörülmektedir. Sermaye giderleri ise yaklaşık
1,31 trilyon TL düzeyindedir.
Bu rakamlar bize önemli bir yapısal sorunu
göstermektedir: Bütçenin önemli bölümü gelecekte gelir yaratacak
yatırımlardan ziyade bugünkü yükümlülüklerin karşılanmasına ayrılmaktadır.
Cari harcamaların tamamı gereksiz değildir. Örneğin; emekli aylıkları, sosyal
yardımlar, sağlık hizmetleri, eğitim, kamu personelinin ücretleri toplumsal
açıdan zorunlu harcamalardır.
Sorun cari harcamanın varlığı değil, cari
harcamaların ekonominin üretim kapasitesine göre kontrol edilememesi ve yatırım
harcamalarını sıkıştırmasıdır.
Bir devlet sürekli olarak gelirinin önemli bölümünü
bugünkü tüketim ve transferlere ayırıyor, buna karşılık üretim kapasitesini
geliştiren yatırımları yeterince artırmıyorsa zaman içerisinde mali
sürdürülebilirlik sorunu ortaya çıkabilir. (devam edecek…)
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR