KÜRT SİYASETİ, BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK VE BÜYÜK GÜÇLERİN JEOPOLİTİK REKABETİ (3) Avrupa'nın Kürt siyasetine yaklaşımı; Avrupa ülkele...
KÜRT SİYASETİ, BÖLGESEL
İSTİKRARSIZLIK VE BÜYÜK GÜÇLERİN JEOPOLİTİK REKABETİ (3)
Avrupa'nın Kürt siyasetine yaklaşımı;
Avrupa
ülkelerinin Kürt hareketlerine yaklaşımı da tek merkezli değildir. Avrupa'da; insan
hakları, mültecilik, demokratikleşme, IŞİD'le mücadele, terörizm, bölgesel
istikrar gibi farklı politika alanları Kürt meselesiyle kesişmektedir.
Bu nedenle Avrupa'nın bir Kürt siyasi hareketine
yönelik siyasi veya insani desteği, otomatik olarak bağımsız Kürdistan
projesini desteklediği anlamına gelmez.
Bununla birlikte Avrupa'daki siyasi, medya ve sivil
toplum ağlarının Kürt meselesine sağladığı uluslararası görünürlük, Kürt siyasi
hareketlerinin diplomatik kapasitesini artırmıştır.
Buradaki temel sorun, demokratik hakların
savunulması ile silahlı siyasi yapıların meşrulaştırılması arasındaki sınırın
zaman zaman bulanıklaşmasıdır.
"Terör sona ererse siyasi etki
kaybolur" paradoksu; Kürt siyasi hareketlerinin silahlı kanadı açısından en önemli stratejik
paradokslardan biri budur. Silahlı mücadele; örgütün disiplinini, hiyerarşik
yapısını, dış destek ihtiyacını, propaganda kapasitesini, uluslararası
aktörlerin ilgisini artırabilir. Fakat aynı silahlı yapı, zaman
içerisinde örgütün toplumsal tabanıyla arasındaki mesafeyi de büyütebilir. Çünkü
silahlı mücadele devam ettikçe siyasal alanın tamamı güvenlik ekseninde
tanımlanmakta; demokratik temsil, ekonomik kalkınma, eğitim, yerel yönetim ve
sosyal politika gibi alanlar ikinci plana itilebilmektedir.Bu nedenle silahlı
hareketlerin önündeki en büyük sınav, silahlı güçten demokratik siyasal güce
geçiştir.
2025'te PKK'nin fesih ve silahsızlanma sürecine
girmesi ve 2026'da Suriye'deki SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin
ilerlemesi, bu dönüşüm tartışmasını daha da önemli hâle getirmiştir. Güncel
gelişmeler, dış destekle ayakta duran paralel askerî yapıların devletleşme
sürecinde kalıcı olmasının sanıldığından daha zor olduğunu göstermektedir.
"Yöneticilerin Kürt
olmaması" iddiası nasıl değerlendirilmelidir?
Kürt siyasi hareketlerinin yöneticileri konusunda
"Kürt değildir" şeklindeki genellemeler, somut biyografik kanıt
olmaksızın kullanıldığında analitik değerini kaybeder. Asıl önemli soru şudur:
Bir siyasi hareketin karar alma mekanizması, üzerinde
hak iddia ettiği toplumsal kitlenin gerçek iradesini ne ölçüde temsil
etmektedir? Bu soru çok
daha önemlidir.
Bir örgütün lider kadrosunun etnik kimliğinden ziyade;
karar alma süreçlerinin demokratik olup olmadığı, toplumdan rıza alıp almadığı,
silahlı güç kullanıp kullanmadığı, dış finansmana ne ölçüde bağımlı olduğu, farklı
Kürt siyasi gruplarına ne kadar alan bıraktığı,yerel halkın siyasal
tercihlerini ne ölçüde yansıttığı incelenmelidir.
Bu açıdan Kürt siyasetinin temel açmazlarından biri, Kürt
toplumu adına konuşma iddiası ile Kürt toplumunun tamamından alınmış demokratik
temsil arasındaki farktır.
Çin faktörü: enerji ve jeoekonomik
rekabet; Kürt
meselesinin geleceğinde Çin faktörü de giderek önem kazanmaktadır. Çin'in
Ortadoğu politikasının temel özelliklerinden biri, ideolojik müdahaleden ziyade;
enerji güvenliği, ticaret, limanlar, demiryolları, kara ulaşım koridorları, altyapı
yatırımları üzerinden uzun vadeli ekonomik nüfuz oluşturmaktır.
Bu nedenle Irak Kürdistanı, Suriye ve Türkiye'nin
bulunduğu coğrafya Çin açısından yalnızca siyasi değil, aynı zamanda Avrasya
bağlantısının bir parçasıdır.
Kürt siyasi hareketlerinin dış güçlerle ilişkileri bu
nedenle yalnızca askerî açıdan değerlendirilmemelidir.
Enerji kaynakları, boru hatları, limanlar, ticaret
koridorları ve kara ulaşım hatları üzerinde ortaya çıkan rekabet, bölgedeki
siyasi yapıların geleceğini doğrudan etkileyebilir.
Bu açıdan Kürtlerin yaşadığı coğrafya, dört büyük
jeopolitik alanın kesişme noktasıdır:
Enerji- ulaşım – güvenlik- sınır siyaseti. Kürt siyasetinin
"jeopolitik vekillik" sorunu Bütün bu gelişmeler bir arada
değerlendirildiğinde Kürt siyasetinin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan
biri ortaya çıkmaktadır:
Kendi toplumsal hedefleri ile kendisini destekleyen
dış güçlerin stratejik hedeflerini birbirinden ayırabilme kapasitesi.
ABD açısından Kürtler İran ve IŞİD politikalarında
stratejik ortak olabilir. Rusya açısından Türkiye ve ABD üzerinde baskı
oluşturabilecek bir unsur olabilir. İsrail açısından İran, Suriye ve bölgesel
güç dengeleri bağlamında stratejik değer taşıyabilir. İran açısından ise Kürt
hareketleri hem iç güvenlik tehdidi hem de dış müdahale kanalı olarak görülebilir.
Avrupa açısından insan hakları ve güvenlik politikalarının kesiştiği bir mesele
olabilir. Çin açısından ise Kürtlerin yaşadığı coğrafya enerji ve ticaret
koridorlarının parçasıdır.
Bu farklı çıkarlar nedeniyle Kürt siyasi
hareketlerinin dış aktörlerden destek alması kısa vadede önemli avantajlar
sağlayabilir. Ancak uzun vadede dış destek bağımlılığı, siyasi hareketin
kendi toplumsal meşruiyetini zayıflatabilir.
Asıl sorun: Kürt meselesinin
"uluslararasılaştırılması" Kürt meselesinin uluslararasılaşması iki farklı sonuç
doğurabilir. Birinci ihtimal, uluslararası toplumun demokratik hakların,
kültürel özgürlüklerin ve vatandaşlık eşitliğinin geliştirilmesine katkıda
bulunmasıdır. İkinci ihtimal ise Kürt kimliğinin büyük güçlerin bölgesel
rekabetinde bir jeopolitik araç hâline gelmesidir. İkinci durumda
Kürtler, kendi geleceklerini belirleyen özne olmaktan çıkıp başkalarının
bölgesel stratejilerinde kullanılan bir araca dönüşebilirler.
Tarihsel deneyim bu konuda önemli bir uyarı
vermektedir. Büyük güçlerin Kürt hareketlerine verdiği destek çoğu zaman kalıcı
ve koşulsuz olmamış; destek veren devletlerin bölgesel öncelikleri değiştiğinde
Kürt siyasi aktörlerinin konumu da değişmiştir.
2026'da Suriye'deki gelişmeler bu gerçeği yeniden
ortaya koymuştur. Birkaç yıl önce ABD'nin temel yerel güvenlik ortağı olan
SDG'nin bugün Suriye devlet yapısına entegre edilmesi, uluslararası desteğin
devletleşme garantisi olmadığını göstermektedir. (devam edecek…)
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR