KÜRT SİYASETİ, BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK VE BÜYÜK GÜÇLERİN JEOPOLİTİK REKABETİ (1) Kürt siyaseti, ülkemizde ve bölge ülkelerinin istikrars...
KÜRT
SİYASETİ, BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK VE BÜYÜK GÜÇLERİN JEOPOLİTİK REKABETİ (1)
Kürt siyaseti, ülkemizde ve bölge
ülkelerinin istikrarsızlığını sağlayan önemli bir argüman olarak görünmektedir.
Bulundukları bölgelerde yaşayan Kürtlerin koşulsuz destek vermediği Kürt
siyasetlerinin açmazları vardır. Bu açmazlar; Kürtlerin varlığının Ezidiler
üzerinde temellendirilmeye çalışılmasıdır.
İngilizlerin Britannica ansiklopedi
de; Kürtlerin Turani bir kavim olduğundan bahseder. Aslında sosyokültürel bir
analize tabi tutulduğunda, en akla yatkın iddia budur.
Aryani oldukları, Nemrut ile
ilişkilendirildiği, özellikle İsrail’in hedefleri ile örtüşen coğrafi
talepleri, İsrail ile politik ittifak, bir yandan Rusya ile temasları, diğer
taraftan ABD ile doğrudan askeri ve siyasi faaliyetleri yanında, Avrupa
ülkelerinden gördükleri destekler, Kürtlerde kafa karışıklığına neden olmuştur.
Terörize edilmiş güçlerle iç desteği elde
etmeye çalışmaları, terörü bırakmaları halinde, etki alanlarını kaybedecekleri
ve yöneticilerinin Kürt olmaması sebebiyle, çözülmeye doğru gitmekte oldukları
gözlemleniyor. İran’ın, kadim pers imparatorluğu özleminde olması, İsrail’in
arzı mevut idealine katkı sağlaması, Rusların Akdeniz ve Kafkasya
siyasetlerinde kullanılmaları ve ABD’nin bölgedeki enerji kaynaklarını ve Çinin
bölge siyasetindeki etkisi açısından değerlendirme gerekli olduğu açıktır.
Kürtleri bir bütün olarak homojenleştirmeden, Kürt siyasal hareketlerinin farklı
aktörlerini ve dış güçlerle ilişkilerini birbirinden ayırarak; ayrıca
tartışmalı tarihsel iddiaları akademik açıdan düzelterek değerlendirmek
gerekir. Özellikle Ezidilik, Aryanlık, Nemrut ve “Arz-ı Mevud”
konularında kesin tarihsel gerçeklik ile siyasal anlatıyı birbirinden ayırmak
önemlidir.
Ortadoğu'nun son yüzyıldaki siyasal dönüşümlerinde
Kürt meselesi, yalnızca etnik kimlik, vatandaşlık ve demokratik haklar
çerçevesinde ele alınabilecek bir konu olmaktan çıkmış; Türkiye, Irak, İran ve
Suriye arasındaki bölgesel rekabetin ve Amerika Birleşik Devletleri, Rusya,
İsrail ve Avrupa ülkelerinin Ortadoğu politikalarının da önemli unsurlarından
biri hâline gelmiştir.
Bununla birlikte burada temel bir ayrım yapmak
gerekir: Kürtler ile Kürt siyaseti aynı şey değildir. Türkiye, İran,
Irak ve Suriye'de yaşayan milyonlarca Kürdün tamamının belirli bir siyasal
hareketi, silahlı örgütü veya dış politika yönelimini desteklediğini söylemek
sosyolojik olarak doğru değildir. Nitekim Kürt siyasi aktörleri arasında
hedefler, ideolojiler, örgütsel yapılar ve dış güçlerle ilişkiler bakımından
ciddi farklılıklar bulunmaktadır.
Bu nedenle asıl tartışılması gereken konu,
"Kürtlerin bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olduğu" değil; Kürt
kimliğinin ve Kürt siyasi hareketlerinin bölgesel devletlerarasındaki güç
mücadelesinde zaman zaman bir jeopolitik araç hâline getirilmesidir.
2026 yılı itibarıyla bu meselenin yeni bir aşamaya
girdiği de görülmektedir. Özellikle Suriye'deki Kürt öncülüğündeki Suriye
Demokratik Güçleri'nin (SDG/SDF) bağımsız askerî yapı olarak çözülerek Suriye
devlet kurumlarına entegre edilmesi, dış destekle oluşturulan askerî-siyasi
yapıların kalıcılığı konusundaki tartışmaları yeniden gündeme getirmiştir. 25
Ağustos 2026'da SDG'nin bağımsız askerî güç olarak sona erdiğini ve Suriye
ordusuyla bütünleştiğini açıklaması bu açıdan önemli bir dönüm noktasıdır.
Kürt siyasetinin temel açmazı:
toplumsal kimlik ile jeopolitik proje arasındaki gerilim; Kürt siyasal hareketlerinin en
önemli açmazlarından biri, yerel toplumsal talepler ile bölgesel ve
uluslararası güçlerin stratejik çıkarları arasındaki sınırın zaman zaman belirsizleşmesidir.
Kürtlerin yaşadığı dört temel coğrafyada —Türkiye, İran, Irak ve Suriye—
tarihsel deneyimler birbirinden farklıdır. Dolayısıyla tek bir "Kürt
siyaseti"nden söz etmek mümkün değildir. Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki
siyaset ile Suriye'deki PYD/SDG çizgisi, İran'daki Kürt muhalefeti veya
Türkiye'deki PKK/KCK çizgisi aynı siyasi hedeflere ve aynı örgütsel yapılara
sahip değildir.
Bu farklılık, "Kürt ulusal projesi"
söyleminin de karşı karşıya olduğu temel problemi ortaya çıkarmaktadır: Kürtlerin
kültürel ve siyasal haklarının savunulması ile sınırların değiştirilmesine
dayalı bölgesel bir devlet projesi aynı şey değildir.
Birincisi demokratik siyaset ve vatandaşlık hakları
bağlamında değerlendirilebilirken, ikincisi doğrudan bölgesel güç dengelerini
etkileyen jeopolitik bir projeye dönüşebilmektedir. Bu nedenle Kürt siyasetinin
geleceği açısından belirleyici soru şudur: Kürt siyasi hareketleri, yaşadıkları
ülkelerin siyasal sistemleri içerisinde demokratik ve anayasal bir aktör olarak
mı konumlanacak, yoksa dış güçlerin bölgesel rekabetinde stratejik bir vekil
unsur olarak mı kalacaktır?
Ezidilik, Aryanlık ve Nemrut
anlatıları: tarih ile siyasal kimlik inşasının ayrılması Kürt kimliğinin tarihsel kökenlerine
ilişkin tartışmalarda zaman zaman Ezidilik, Medler, Aryanlık, Nemrut ve
Mezopotamya'nın kadim uygarlıkları arasında doğrudan soy bağlantıları kuran
anlatılar kullanılmaktadır. Ancak akademik açıdan bunların birbirinden
ayrılması gerekir.
Ezidiler, Kürtlerin tamamının tarihsel temeli değildir. Ezidilik, özellikle Irak ve
Suriye'de yoğunlaşmış, kendine özgü dinî ve kültürel özellikleri bulunan bir
topluluktur. Ezidiler ile Kürtler arasında dilsel ve tarihsel ilişkiler
bulunmasına rağmen Ezidiliği bütün Kürt kimliğinin "temeli" olarak
göstermek tarihsel açıdan aşırı genellemedir.
Benzer biçimde "Aryan" kavramı da
biyolojik veya ırksal bir üstünlük kavramı olarak kullanılmamalıdır.
Tarihsel ve dilbilimsel literatürde İranî
ve Hint-İranî dillerin tarihine ilişkin bir kavram olarak kullanılmaktadır.
Buradan doğrudan modern etnik kimliklere kesintisiz ve tek çizgili bir soy bağı
çıkarmak bilimsel açıdan sorunludur.
Nemrut ile Kürtler arasında doğrudan tarihsel soy
ilişkisi kuran anlatılar da büyük ölçüde mitolojik ve kimlik inşasına ilişkin
yorum alanında değerlendirilmelidir. Dolayısıyla Kürt kimliğinin tarihini
tartışırken mitolojik meşruiyet üretimi ile tarihsel kanıtı birbirinden
ayırmak gerekir.
Bu ayrım yalnızca akademik doğruluk açısından değil,
siyasal açıdan da önemlidir. Çünkü tarihsel kimliklerin sürekli olarak
"kadimlik", "ilk halk", "medeniyetin asli sahibi"
veya "kutsal coğrafya" iddiaları üzerinden yeniden kurulması, farklı
toplulukların aynı coğrafyadaki ortak tarihini çatışmacı bir zemine taşıyabilmektedir.
(devam edecek…)
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR