TÜRKİYEDE PKK İLE YAPILAN MÜZAKERE SONRASI TERÖR BİTERMİ YOKSA TERÖRE TESLİM Mİ OLUNUR? (2) 2025'teki PKK fesih kararı yeni bir dön...
TÜRKİYEDE
PKK İLE YAPILAN MÜZAKERE SONRASI TERÖR BİTERMİ YOKSA TERÖRE TESLİM Mİ OLUNUR? (2)
2025'teki PKK fesih kararı yeni bir dönemin başlangıcıdır
2025 Mayısında PKK'nın kendisini feshetme ve silahlı
mücadeleyi sona erdirme kararı açıklanmıştır. Reuters, kararın dört on yılı
aşan silahlı çatışmanın sona erdirilmesi yönünde tarihi bir gelişme olduğunu
aktarmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti makamları da bunu “Terörsüz
Türkiye” hedefi açısından önemli bir aşama olarak değerlendirmiştir. Milli
Güvenlik Kurulu, örgütün feshi, silah bırakması ve uzantılarının tasfiyesi
sürecinin yakından takip edileceğini açıklamıştır.
Fakat burada “fesih ilanı” ile “terörün tamamen
sona ermesi” arasında hukuki ve stratejik bir fark bulunmaktadır.
Çünkü gerçek anlamda terörün sona erdiğinin söylenebilmesi
için en azından şu unsurların gerçekleşmesi gerekir: Silahların eksiksiz
biçimde teslim edilmesi, Komuta-kontrol
yapısının ortadan kalkması, Türkiye'deki hücre ve lojistik ağlarının tasfiye
edilmesin sağlanması. Finansman ağlarının sona ermesi, Örgütün yeniden
silahlanma kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yurtdışındaki yapılanmaların
Türkiye'ye karşı faaliyet göstermemesi, Örgütsel
propagandanın şiddet üretmeyecek şekilde dönüşmesi,
PYD/YPG, PJAK, KCK gibi bağlantılı yapılanmalarla
ilişkinin nasıl çözüleceğinin netleşmesi. Bu nedenle fesih kararı başlangıçtır;
terörün sona erdiğinin kanıtı değildir.
2026'daki
gelişmeler: Süreç “teslimiyet” iddiasını güçlendiren mi, zayıflatan mı?
Ağustos 2026 itibarıyla konu daha da karmaşık hale
gelmiştir. Türkiye'de PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılması amacıyla
bir yasal çerçeve hazırlanmış; düzenlemenin silah bırakmayı doğrulama ve geri
dönüş mekanizmaları içermesi planlanmıştır. Reuters ve AP'nin aktardığına göre
taslak, şiddet eylemlerine katılmamış bazı örgüt mensupları için hukuki
kolaylıklar ve geri dönüş imkânları öngörmektedir. Buna karşılık ağır suçlardan
hükümlü olanlar kapsam dışında tutulmaktadır. Bu durum iki farklı şekilde yorumlanabilir.
Birinci yorum: “Terörün tasfiyesi” Devlet: “Örgüt silah bırakıyor, militanlar ayrılıyor, örgütsel yapı çözülüyor,
eski mensuplar normal hayata dönüyor.” şeklinde bir strateji uygulamaktadır.
Bu yaklaşım başarılı olursa Türkiye, terör örgütünün
insan kaynağını ve yeniden üretim mekanizmasını ortadan kaldırmış olur.
İkinci yorum: “Terörün
siyasallaştırılması”
Eleştirel yaklaşım ise şöyle sorar: “PKK silahlı
mücadeleden vazgeçerken, örgütün siyasi ve toplumsal hedefleri devlet
tarafından kabul edilebilir ölçüde meşrulaştırılıyor mu?”
İşte “terör bitirildi mi, teröre teslim mi olundu?”
tartışması esas olarak burada ortaya çıkmaktadır.
“Teslimiyet” diyebilmek için hangi
göstergelere bakılmalıdır?
Bence bu tartışmada en sağlıklı yöntem, kavramları
sloganlardan çıkarıp ölçülebilir kriterlere bağlamaktır.
Türkiye'nin teröre teslim olduğu sonucuna
varılabilmesi için şu tür göstergelerin ortaya çıkması gerekir: Devletin
başarısı ve başarısızlığı teslimiyet ihtimalini gösterir. Bunun için gösterge koşulsuz
silah bırakmadır. Koşulsuz silahsızlanma… Teslimiyet ihtimalinin en önemli
belirtisi örgütün isim değiştirerek devamıdır. Örgütsel yapı tamamen tasfiye
edilmesidir. Göstergelere bakarak, devletin başarısı ve teslimiyet ihtimali
üzerinde bir tablo oluşturursak,
tablonun bize göstereceği bilgi şu şekildedir:
|
Gösterge |
Teslimiyet ihtimalini artırır |
Devlet başarısını gösterir |
|
Silah
bırakma |
Silah
karşılığı siyasi taviz |
Koşulsuz
silahsızlanma |
|
Örgüt |
İsim
değiştirerek devam |
Örgütsel
yapı tamamen tasfiye |
|
Kadro |
Komuta
kadrosunun siyasete doğrudan aktarılması |
Bireysel
hukuki süreç |
|
Anayasa |
Etnik/territoryal
ayrıcalık |
Eşit
vatandaşlık |
|
Yerel
yönetim |
Egemenlik
paylaşımı |
İdari
reform |
|
Suriye |
PKK
bağlantılı silahlı yapıların devamı |
Silahlı
yapıların tasfiyesi/entegrasyonu |
|
Irak |
Kandil
yapılanmasının korunması |
Silahlı
altyapının ortadan kalkması |
|
Propaganda |
Terör
eylemlerinin meşrulaştırılması |
Şiddetin
açık biçimde reddedilmesi |
|
Hukuk |
Suçların
topluca görmezden gelinmesi |
Bireysel
suç ve sorumluluk ilkesi |
|
Siyasal
sistem |
Etnik
temelli ayrı egemenlik |
Demokratik
çoğulculuk |
Bu tabloya göre henüz kesin bir “teslimiyet” hükmü
vermek mümkün değildir. ancak, şartların tahakkuku güçlü bir siyasi irade,
duyarlıklı bir devlet aklı, şuurlu diplomasi ve adil bir yönetimi güven içinde
sunmaya bağlıdır.
Devletin siyaseten başarısız
olduğu iddiası nasıl değerlendirilmelidir?
Burada da daha dengeli bir değerlendirme gerekir. Türkiye'nin
güvenlik alanında elde ettiği başarı ile siyasal alandaki sorunların devam etmesi
aynı anda mümkün olabilir. Çünkü terör örgütünü askeri olarak etkisizleştirmek:
devlet kapasitesi meselesidir. Fakat terörün beslendiği toplumsal,
ekonomik ve siyasal zemini ortadan kaldırmak: devlet kapasitesi, demokratik
meşruiyet, ekonomik kalkınma, hukuk, vatandaşlık
politikası meselesidir. Bu nedenle: “Askeri olarak kazandık ama
siyaseten kaybettik ”şeklindeki ifade fazla genelleyicidir.
Daha doğru ifade: “Türkiye silahlı örgüt
kapasitesine karşı önemli bir güvenlik üstünlüğü elde etmiş; ancak terörün
ortaya çıkardığı siyasal ve toplumsal sorunların kalıcı biçimde çözülmesi
konusunda daha uzun vadeli bir devlet stratejisine ihtiyaç duymaktadır.” şeklinde
olabilir.
Asıl risk:
PKK'nın “silahlı örgüt” olmaktan çıkıp “siyasi miras” haline gelmesidir. Bu risk,
Kürt isyanlarından ilham ve kuvvet alınması açısından bakıldığında, motivasyon
unsurudur.
Türkiye açısından en önemli stratejik risklerden biri
budur. Eğer PKK: silahlı örgüt, siyasi hareket, demokratik aktör dönüşümünü
gerçekleştirirken geçmişteki terör eylemleri tamamen unutulur ve örgüt
kendisini yalnızca “demokratik mücadele veren bir hareket” olarak yeniden
tanımlarsa, Türkiye'nin güvenlik mücadelesinin tarihsel anlamı tartışmalı hale
gelebilir. Bunun karşısındaki doğru devlet politikası ise şudur:
Kürt vatandaşların demokratik hakları genişletilmeli;
fakat PKK'nın terör geçmişi romantize edilmemeli ve şiddet yöntemi
meşrulaştırılmamalıdır vatandaşlık temelli bir olgu içinde tutulmalıdır. Bu ikisini aynı anda yapmak
mümkündür.
Suriye ve
Irak faktörü çözülmeden “terör bitti” demek zordur. Meselenin en kritik boyutlarından
biri de Türkiye sınırlarının dışıdır. PKK'nın Türkiye'deki silahlı varlığı
gerilese bile, Irak ve Suriye'deki bağlantılı yapılanmaların geleceği
Türkiye'nin güvenlik hesabını doğrudan etkiler.
Özellikle Suriye'deki PYD/YPG/SDF yapılanması
konusunda Ankara ile farklı aktörler arasında ciddi görüş ayrılıkları
bulunmaktadır. 2025'te Öcalan'ın fesih çağrısının ardından Türkiye, PKK
bağlantılı yapıların Irak ve Suriye'deki durumunun da çözülmesi gerektiğini
savunurken, Suriye Demokratik Güçleri bunun kendi operasyonlarını doğrudan
değiştirmediğini açıklamıştır. Dolayısıyla Türkiye açısından gerçek başarı: PKK'nın
Türkiye'deki saldırılarının durması, Irak'taki silahlı altyapının çözülmesi,
Suriye'deki PKK bağlantılı askeri yapılanmaların geleceğinin netleşmesi üçlüsünün
birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.
“Terörsüz
Türkiye” ile “sorunsuz Türkiye” aynı şey değildir. Burada çok önemli bir ayrım
yapılmalıdır. Terörsüz Türkiye: Silahlı terör örgütlerinin faaliyet
gösteremediği Türkiye'dir.
Sorunsuz Türkiye: Kimlik, vatandaşlık, demokrasi, ekonomik eşitsizlik,
yerel yönetimler, hukuk, eğitim, kültür ve temsil gibi bütün sorunların
çözülmüş olduğu Türkiye'dir. Birincisi gerçekleşebilirken ikincisi henüz
gerçekleşmemiş olabilir. Bu nedenle PKK'nın silah bırakması:
Terör probleminin sona ermesi anlamına gelebilir;
fakat Kürt meselesinin bütün boyutlarının sona ermesi anlamına gelmez.
Bu ayrım yapılmadığı takdirde devletin uyguladığı
politikalar hem gereksiz biçimde “teslimiyet” olarak görülebilir hem de gerçek
riskler gözden kaçırılabilir.
Nesim Yalvarıcı
(Devam adecek…)
YORUMLAR