TÜRKİYEDE PKK İLE YAPILAN MÜZAKERE SONRASI TERÖR BİTERMİ YOKSA TERÖRE TESLİM Mİ OLUNUR? (1) Türkiye’de, bölücü Kürt hareketinin PKK ile...
TÜRKİYEDE
PKK İLE YAPILAN MÜZAKERE SONRASI TERÖR BİTERMİ YOKSA TERÖRE TESLİM Mİ OLUNUR? (1)
Türkiye’de, bölücü Kürt hareketinin
PKK ile geliştirdiği terör eylemlerine güvenlik güçlerinin kararlılığı ile
etkisizleştirilmesi, siyaseten aynı başarı gösterilemeyişi, PKK nın yumuşak güç
kullanarak, bölgede etkisini kabul ettirmiştir. Bu manada, terör bitirilmiş
midir yoksa teröre teslim mi olunmuş konusu tartışılan bir konudur. Mevcut
durumu bu perspektif ile değerlendirme yapmak elzemdir.
Gelişmelere bakıldığında; “terör bitirildi mi,
yoksa teröre teslim mi olundu?” sorusunu slogan düzeyinde değil; güvenlik,
siyaset, örgütsel dönüşüm, toplumsal meşruiyet, yumuşak güç ve devlet
egemenliği eksenlerinde ele almak daha sağlıklı olacaktır. Özellikle
2025–2026 gelişmeleri nedeniyle “terör bitti” veya “devlet teslim oldu”
şeklindeki kesin hükümler için henüz erken olduğunu belirtmek gerekir.
Türkiye'nin yaklaşık kırk yıldır karşı karşıya
bulunduğu PKK kaynaklı silahlı çatışma, yalnızca bir güvenlik problemi olarak
değil; etnik kimlik, vatandaşlık, demokratik temsil, bölgesel jeopolitik,
Irak ve Suriye'deki gelişmeler ve uluslararası aktörlerin politikalarıyla iç
içe geçmiş çok boyutlu bir sorun olarak ortaya çıkmıştır.
1984'ten itibaren PKK'nın yürüttüğü silahlı mücadele
Türkiye'nin güvenlik, ekonomi ve toplumsal bütünlüğü üzerinde ağır sonuçlar
doğurmuştur. Akademik çalışmalar da çatışmanın yalnızca güvenlik
politikalarıyla açıklanamayacağını; devletin uluslaşma politikaları,
demokratikleşmenin sınırları ve bölgesel ekonomik eşitsizliklerin Kürt etnik
mobilizasyonunun gelişmesinde rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan “Terörsüz Türkiye”
süreci, yalnızca PKK'nın silah bırakması açısından değil, PKK'nın kırk yıl
boyunca oluşturduğu siyasi, sosyal ve uluslararası etki alanının ne olacağı
açısından değerlendirilmelidir.
Güvenlik
alanında Türkiye önemli bir üstünlük sağlamıştır
Öncelikle objektif olarak kabul edilmesi gereken
husus, Türkiye'nin son yıllarda PKK'nın klasik anlamdaki silahlı terör
kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmış olmasıdır.
Özellikle: sınır ötesi operasyonlar, istihbarat
kapasitesinin geliştirilmesi, İHA/SİHA teknolojileri, örgütün lojistik
hatlarının hedef alınması, lider kadroya yönelik operasyonlar, kırsal
yapılanmanın çözülmesi, örgüte katılımın azaltılması, ikna ve teslim olma mekanizmalarının
kullanılması PKK’nın Türkiye içerisindeki hareket alanını büyük ölçüde
daraltmıştır.
Nitekim İçişleri Bakanlığı'nın Haziran 2026 verilerine
göre yalnızca 2026 yılı içerisinde 134 örgüt mensubu güvenlik güçlerine
teslim olmuş, bunların 115'i tutuklanmış, 14'ü hakkında adli kontrol
uygulanmıştır. Bu durum, örgütün insan kaynağı ve yeniden üretim kapasitesinin
güvenlik politikalarıyla baskılandığını göstermektedir.
Dolayısıyla: PKK'nın klasik anlamdaki silahlı terör
kapasitesinin Türkiye içerisinde önemli ölçüde etkisizleştirildiği konusunda
güçlü bir veri bulunmaktadır.
Ancak burada kritik bir ayrım vardır. Silahlı
kapasitenin zayıflatılması ile örgütün siyasal-toplumsal etkisinin ortadan
kaldırılması aynı şey değildir.
Terör örgütü
zayıflarken siyasal hareket alanı genişleyebilir mi?
Asıl tartışılması gereken nokta burasıdır. Modern
terör örgütleri yalnızca silahla mücadele etmez. Uzun süreli çatışmalarda
örgütler zaman içerisinde: silahlı mücadele, propaganda, kimlik siyaseti,
uluslararası meşruiyet, siyasi temsil, kültürel alan, medya, sivil toplum,
diplomatik ilişkiler şeklinde dönüşebilen bir yapı oluşturabilirler. Bu
açıdan PKK'nın tarihsel dönüşümü önemlidir.
PKK'nın ilk dönemindeki hedefleri ile sonraki
dönemlerde ortaya koyduğu siyasal hedefler arasında önemli değişiklikler
görülmektedir. Günümüzde örgütün söylemi bağımsız bir Kürt devletinden ziyade demokratik
siyaset, özerklik, demokratik konfederalizm ve Kürt kimliğinin siyasal
tanınması gibi kavramlar etrafında şekillenmiştir. Güncel süreçte de
PKK'nın silahlı mücadeleyi bırakma ve örgütsel yapısını feshetme kararının
ardından siyasal yöntemlere yönelme vurgusu öne çıkmıştır.
Burada devlet açısından temel soru şudur: Silahlı
mücadele sona ererken örgütün siyasal hedefleri ve toplumsal nüfuzu başka
kanallardan devam edecek midir? Bu soru, “terör bitti mi?” tartışmasının
merkezindedir.
“Yumuşak güç” kavramı bu noktada önem
kazanmaktadır
PKK'nın veya daha geniş anlamıyla Kürt siyasi
hareketinin etkisini yalnızca silahlı eylemler üzerinden değerlendirmek eksik
olur.
Joseph Nye'ın ortaya koyduğu soft power (yumuşak
güç) yaklaşımında güç yalnızca zor kullanma kapasitesi değildir. Bir
aktörün başkalarını kendi istediği doğrultuda hareket etmeye çekebilmesi,
ikna edebilmesi ve meşruiyet oluşturabilmesi de güçtür.
Bu açıdan PKK'nın tarihsel süreçte: Kürt kimliği, Kürt
dili, kültürel haklar, yerel yönetim, kadın hareketi, gençlik örgütlenmeleri,
medya, diaspora, uluslararası kamuoyu, insan hakları söylemi, demokratikleşme
gibi alanlarla kurduğu ilişki önemlidir.
Akademik literatürde çağdaş Kürt hareketinin 2012
sonrasında Suriye ve Irak'taki gelişmeler nedeniyle uluslararası ölçekte çok
daha fazla görünürlük kazandığı ve PKK'nın bu hareket içerisinde hegemonik
aktörlerden biri olduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla PKK'nın askeri olarak gerilemesi, PKK
eksenli veya PKK'dan etkilenmiş siyasal ve toplumsal ağların otomatik olarak
ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Ancak burada
önemli bir kavramsal ayrım yapılmalıdır
Bu noktada çok önemli bir akademik ayrım yapmak
gerekir: Kürt kimliğinin siyasal ve kültürel talepleri, PKK ve Kürt
vatandaşların demokratik talepleri, terör örgütünün talepleri. Türkiye'nin
demokratik bir devlet olarak bu iki alanı birbirinden ayırması zorunludur. PKK;
küresel emperyalistlerin güdümünde, onların talimat ve hedeflerine göre hareket
eder duruma gelmiştir.
Çünkü Kürt vatandaşların: dil, kültür, ekonomik
kalkınma, eşit vatandaşlık, siyasal temsil, yerel yönetim, eğitim, kamu
hizmetlerine erişim gibi meşru taleplerinin tamamını PKK'nın stratejisinin
parçası kabul etmek, devlet açısından ciddi bir stratejik hata olur.
Nitekim akademik çalışmalar, Türkiye'deki Kürt
meselesinin oluşumunda yalnızca PKK'nın değil; devlet politikaları,
demokratikleşme sorunları ve bölgesel ekonomik eşitsizliklerin de etkili
olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle devletin “terörle mücadele” ile “Kürt
vatandaşların demokratik haklarını vatandaşlık temelinde geliştirilmesi” bu
politikaları birbirinden ayırması, PKK'nın toplumsal taban oluşturma
kapasitesini azaltabilir. Zira PKK’nın önermeleri, DEM partinin politik
programının omurgasını oluşturmaktadır.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR