TÜRKİYE’DE KÜRESEL EMPERYALİZMİN İKTİDAR VE MUHALEFET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (3) Kimlik Siyaseti ve Sınıfsal Soruların Geri Plana İtilmesi; K...
TÜRKİYE’DE KÜRESEL EMPERYALİZMİN
İKTİDAR VE MUHALEFET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (3)
Kimlik
Siyaseti ve Sınıfsal Soruların Geri Plana İtilmesi; Küresel sistem açısından yalnızca
ekonomi değil, toplumun siyasal enerjisinin hangi alanlarda yoğunlaştığı da
önemlidir.
Türkiye'de siyasal mücadele zaman zaman; Türk–Kürt,
laik–muhafazakâr, sağ–sol, seküler–dindar, milliyetçi–liberal karşıtlıkları
üzerinden yoğunlaşmaktadır. Bu çatışmaların toplumsal gerçekliği vardır ve
küçümsenmemelidir. Ancak sorun, bu kimlik çatışmalarının; gelir dağılımı, üretim
modeli, teknoloji bağımlılığı, enerji bağımlılığı, dış borç, sermaye yapısı, bölgesel
kalkınma, eğitim kalitesi gibi stratejik konuları gölgede bırakmasıdır. Böyle
olduğunda toplum siyasi olarak son derece mobilize olurken ekonomik yapının
temel sorunları tartışma dışı kalabilir.
Medya ve
Bilgi Alanının Rolü, Modern güç
siyasetinde medya yalnızca propaganda aracı değildir. Daha önemli işlevi:
“Neyin konuşulacağını belirlemektir.”
Bir ülkede medya; “Kim
haklı?” sorusuna
odaklanırken, “Bu sistem neden
böyle kurulmuştur?” sorusunu
yeterince tartışmıyorsa, siyasal tartışma olayların sonuçlarıyla sınırlı
kalabilir. Böylece; sebep yerine sonuç, yapı yerine aktör, sistem
yerine lider,
strateji yerine günlük dalaşma tartışılmaya
başlanır. Bu durum iktidar
açısından da muhalefet açısından da avantajlı olabilir. Çünkü yapısal sorunların yerine
liderlik tartışmaları geçtiğinde, sistemin kendisi görünmez hale gelir.
Asıl Güç:
İktidarları Değiştirebilmek Değil, Sistemin Sınırlarını Korumak; Küresel güçlerin temel hedefinin her
zaman belirli bir siyasi partinin iktidarda kalması olduğunu varsaymak da
yetersizdir. Daha uzun
vadeli bakıldığında esas mesele: hangi
hükümet gelirse gelsin belirli temel ilişkilerin devam etmesini sağlayacak bir
sistem oluşturmak olabilir. Bu
nedenle uluslararası aktörler açısından;
“X partisi mutlaka iktidarda kalmalıdır” yaklaşımından ziyade,
“Türkiye hangi hükümet tarafından yönetilirse yönetilsin belirli
ekonomik ve güvenlik ilişkileri sürdürebilmelidir” yaklaşımı daha rasyonel olabilir. Bu nedenle iktidar değişiklikleri bazen sistem değişikliği
anlamına gelmez.
Türkiye
Açısından Kritik Bağımlılık Alanları; Türkiye'nin küresel sistemle ilişkisini analiz ederken
özellikle şu alanlar incelenmelidir: Ekonomi,
dış borç, sermaye hareketleri,
finans sistemi, ihracat
pazarları, ithal ara
malları, teknoloji
bağımlılığı. Enerji; petrol ve doğal gaz ithalatı, enerji güzergâhları, nükleer teknoloji, enerji finansmanı. Savunma; dış teknoloji, silah
sistemleri, yedek parça, istihbarat, ittifak ilişkileri. Siyaset; parti finansmanı, uluslararası
siyasi ağlar, düşünce kuruluşları, medya, diplomatik baskı.
Kültür ve bilgi; üniversiteler, medya, akademik
üretim, sosyal medya, küresel kültür endüstrileri. Bu
alanların her biri ayrı ayrı incelenmeden “emperyalizm Türkiye'yi yönetiyor”
şeklinde genel bir hüküm bilimsel olarak yeterli değildir.
İktidar ve
Muhalefet Nasıl Aynı Sistemin Parçası Olabilir? Bu soruya dört aşamalı bir modelle
cevap verilebilir: Birinci aşama: Ekonomik bağımlılık,
Ülke küresel finans ve ticaret sistemine bağlanır. İkinci aşama: Kurumsal bağımlılık, Ekonomik ve güvenlik
kurumları uluslararası sistemle bütünleşir. Üçüncü aşama: İdeolojik içselleştirme Siyasal sınıf,
belirli politikaların “kaçınılmaz” olduğuna inanmaya başlar.Dördüncü aşama:
Siyasal rekabetin sınırlandırılması İktidar ve muhalefet farklı politikalar
önerse bile sistemin temel sınırlarını aşmakta zorlanır. Bu durumda dışarıdan
sürekli müdahale yapılmasına gerek kalmaz. Sistem kendi kendisini yeniden
üretir. Fakat Türkiye Tamamen Pasif Bir
Aktör Değildir; Burada özellikle vurgulanması gereken nokta
Türkiye'nin pasif bir ülke olmadığıdır.
Türkiye; NATO üyesidir fakat NATO içinde kendi
çıkarları için pazarlık yapmaktadır. Batı ekonomisiyle bütünleşmiştir fakat Rusya,
Çin, Körfez ülkeleri ve diğer aktörlerle de ilişkiler geliştirmektedir. Avrupa
ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken bağımsız diplomatik manevra alanı
aramaktadır. ABD ile stratejik ilişkisini korurken birçok konuda ciddi görüş
ayrılıkları yaşayabilmektedir. Dolayısıyla Türkiye'yi sadece “emperyalizmin
kontrolündeki ülke” şeklinde açıklamak, Türkiye'nin kendi devlet kapasitesini
ve aktörlüğünü küçümser. Asıl mesele bağımlılık ile özerklik arasındaki
sürekli mücadeledir.
17.
Türkiye'deki Temel Sorun: Stratejik Devlet Akılının Partilerüstü Kurulamaması Türkiye açısından daha önemli bir
problem, iktidarların değişmesiyle stratejik devlet politikalarının sürekli
yeniden tanımlanmasıdır. Bir
ülkenin; enerji, savunma sanayii, eğitim, teknoloji, tarım, demografi, sanayi, dış politika alanlarında 30–50 yıllık
stratejiler oluşturması gerekir. Eğer
her hükümet kendi ideolojik dünyasına göre yeniden başlangıç yaparsa, dış
aktörlerin etkisi artabilir. Çünkü
stratejik süreklilik zayıfladığında dış aktörler: iktidarlarla değil, sistemin zayıf noktalarıyla ilişki kurmaya başlar.
Çözüm:
“Anti-Emperyalizm”den Önce Stratejik Bağımsızlık, Türkiye'nin küresel güçlerden
bağımsızlaşması yalnızca siyasi söylemle mümkün değildir. Gerçek bağımsızlık; ekonomik, teknolojik, askerî, enerji, diplomatik, kültürel kapasitelerin birlikte
geliştirilmesini gerektirir. Bu
nedenle, gerçek bir bağımsızlık
programının temel unsurları şunlar olmalıdır: Üretim ekonomisinin güçlendirilmesi, Yüksek teknoloji kapasitesinin geliştirilme, Enerji
bağımlılığının azaltılması, Tarım
ve gıda güvenliğinin sağlanmasıdır. Dış
finansmana aşırı bağımlılığın azaltılması,
Savunma sanayiinde kritik teknolojilerde tam bağımsızlık oluşumunu sağlamaktır. Eğitim ve bilim
politikasının millî stratejiye bağlanması,
Partilerüstü dış politika ve güvenlik stratejisi, Şeffaf siyasi finansman,
Medya ve bilgi ekosisteminde çoğulculuk, Kurumların güçlendirilmesi,
Kamu yönetiminde liyakat ve stratejik planlama yapılmasıdır. Görünmeyen Emperyalizm Nasıl Anlaşılabilir?
Türkiye'de küresel emperyalizmin etkisini anlamanın en
doğru yolu, “ülkeyi kim yönetiyor?” sorusundan önce: “Türkiye'nin karar alma
kapasitesini hangi ekonomik, siyasi, askerî ve ideolojik bağımlılıklar
sınırlandırıyor?” sorusunu sormaktır.
Bu yaklaşım bizi iki uçtan da uzaklaştırır. Birinci
uç: “Türkiye tamamen bağımsızdır ve dış güçlerin hiçbir etkisi yoktur. ”İkinci
uç: “Türkiye tamamen dış güçler tarafından yönetilmektedir.” Gerçeklik
muhtemelen bu iki uç arasında, çok daha karmaşık bir güç ilişkileri alanında
bulunmaktadır.
Küresel güçler her zaman Türkiye'deki iktidarı
doğrudan belirlemek zorunda değildir. Aynı şekilde bütün muhalefeti de
kendilerinin oluşturması gerekmez.
Daha etkili yöntem, siyasal aktörlerin hareket ettiği ekonomik,
güvenliksel ve ideolojik zeminin sınırlarını belirlemektir.
Bu nedenle Türkiye'de emperyalizmin en görünmez
biçimi, belki de doğrudan emir vermesi değil; hangi seçeneklerin “gerçekçi”,
hangilerinin “aşırı”, hangilerinin “imkânsız” ve hangilerinin “sisteme aykırı”
olduğunun zaman içerisinde siyasal sınıf tarafından içselleştirilmesidir. Böyle
bir durumda dış müdahalenin görünürlüğü azalır.
Çünkü kararları artık dış aktörün açık emriyle değil, sistemin
içerisinde yetişmiş siyasal ve ekonomik aktörlerin kendi rasyonaliteleriyle
alınması mümkündür. Tam da bu nedenle emperyalizmin en ileri biçimi, yalnızca
iktidarı etkilemek değil, iktidar ile muhalefetin üzerinde hareket ettiği
siyasal zemini biçimlendirebilmektir.
Ancak bu iddianın bilimsel olarak savunulabilmesi için
her somut olayda kanıt aranmalıdır: hangi aktör, hangi kurum, hangi finansal
ilişki, hangi politika ve hangi sonuç üzerinden etkide bulunmuştur? Bu ayrım
yapılmadığında yapısal emperyalizm analizi kolayca kanıtsız bir komplo anlatısına
dönüşebilir.
Türkiye açısından asıl stratejik mesele ise bu
etkileri bütünüyle ortadan kaldırmak değil, dış etkilerin Türkiye'nin ulusal
çıkarları üzerindeki belirleyiciliğini azaltacak ekonomik, teknolojik, kurumsal
ve siyasal kapasiteyi oluşturmaktır.
Nesim Yalvarıcı
Kaynakça
Baharçiçek, A. (2010). From Neutrality to
Alignment: The Formation of NATO and Turkish Bids for Membership. Akademik
Yaklaşımlar Dergisi.
Şenses, F. (2012/2015). Turkey's Experience with
Neoliberal Policies Since 1980 in Retrospect and Prospect. New Perspectives
on Turkey, 47, 11–31.
Şenses, F. (2015). Can Effective Industrial
Restructuring be Compatible with Market-Oriented Structural Adjustment
Policies? The Evidence from Turkey. New Perspectives on Turkey.
Taymaz, E. & Voyvoda, E. (2015). Marching to
the Beat of a Late Drummer: Turkey's Experience of Neoliberal Industrialization
Since 1980. New Perspectives on Turkey.
Pamuk, Ş. (2012/2015). Turkey's Experience with
Neoliberal Policies and Globalization Since 1980. New Perspectives on
Turkey.
Sarı Aksakal, B. (2026). The Intellectual Genealogy
of Özalism and Neoliberalism: Reconstructing Turkey’s Political Economy Amid
Crisis, Ideology, and Articulation with Global Capitalism. Eskişehir
Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi.
Bechev, D. (2022). Turkey Under Erdogan: How a
Country Turned from Democracy and the West. Yale University Press.
Kösebalaban, H. (2026). The Transformation of
Turkish Foreign Policy: Islamism and Nationalism. Edinburgh University
Press.
YORUMLAR