TÜRKİYE’DE KÜRESEL EMPERYALİZMİN İKTİDAR VE MUHALEFET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (1) İdeolojik Altyapı, Siyasal Yapılanma ve Görünmez Bağımlılık ...
TÜRKİYE’DE
KÜRESEL EMPERYALİZMİN İKTİDAR VE MUHALEFET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (1)
İdeolojik Altyapı, Siyasal Yapılanma
ve Görünmez Bağımlılık Üzerine Analitik Bir Değerlendirme
Emperyalist
siyasetlerin Türkiye’de hüküm sürmesini sağlayan ideolojik alt yapı ve iktidarı
yönlendirirken muhalefeti de yapılandırması, küresel emperyalizmin kendisini
izole etmesini sağladığı için anlaşılamadığı görülmektedir. Ülkemizde küresel
emperyalizmin iktidar ve muhalefeti nasıl yönlendirdiği ile ilgili analitik bir
değerlendirme yapmak ve konuyu gündeme taşımak gerekir. “emperyalizm” kavramını
yalnızca doğrudan askerî işgal anlamında değil; ekonomik bağımlılık,
güvenlik ittifakları, sermaye hareketleri, bilgi üretimi, diplomatik baskı,
kurumsal normlar ve siyasal aktörlerin tercihlerini sınırlandıran uluslararası
yapılar anlamında kullanmak daha açıklayıcıdır. Ayrıca “iktidar ve
muhalefetin küresel güçler tarafından yönetildiği” iddiasını kanıtlanmış bir
komuta ilişkisi olarak değil, yapısal bağımlılık ve tercihlerin
sınırlandırılması üzerinden değerlendirmek gerekir.
Türkiye’de dış güçlerin siyaset üzerindeki etkisini
yalnızca “bir ülkenin başka bir ülkeye emir vermesi” şeklinde değerlendirmek,
modern emperyalizmin çalışma biçimini açıklamak bakımından yetersizdir.
Günümüzde güç ilişkileri çoğu zaman doğrudan talimatlarla değil; ekonomik
bağımlılıklar, güvenlik ittifakları, uluslararası finans sistemi, küresel
sermaye hareketleri, diplomatik ilişkiler, medya ve bilgi üretimi, akademik
paradigmalara yön verme ve siyasal aktörlerin meşru kabul ettiği politika
seçeneklerinin sınırlandırılması yoluyla işler.
Bu nedenle Türkiye açısından asıl sorulması gereken
soru, “Türkiye’yi dışarıdan kim yönetiyor?” sorusundan daha karmaşıktır:
Türkiye’de hangi ekonomik, siyasal, güvenlik ve
ideolojik koşullar, iktidarların ve muhalefetlerin bazı politikaları mümkün;
bazılarını ise daha baştan imkânsız veya gayrimeşru görmesine neden olmaktadır? Bu yaklaşım, komplo teorilerinden
farklı olarak, gözlemlenebilir kurumlar ve tarihsel süreçler üzerinden analiz
yapılmasına imkân verir.
Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Batı güvenlik
sistemiyle bütünleşmesi, NATO üyeliği ve ekonomik yardım ilişkileri dış
politika ve güvenlik anlayışını önemli ölçüde değiştirmiştir. Akademik
çalışmalar, NATO üyeliğinin yalnızca Sovyet tehdidine verilen askerî bir cevap
olmadığını; Türkiye’nin Batılılaşma ve Batı sistemine eklemlenme arzusuyla da
bağlantılı olduğunu göstermektedir.
1980 sonrasında ise dönüşüm yalnızca güvenlik alanında
değil, ekonomik ve ideolojik alanda da gerçekleşmiştir. 24 Ocak kararlarıyla
başlayan ve 1980 sonrası dönemde derinleşen neoliberal dönüşüm, Türkiye'nin
ekonomi-politik yapısını küresel piyasalara daha fazla bağlamıştır. IMF ve
Dünya Bankası'nın yapısal uyum süreçlerine katılımı, ticaretin ve sermaye
hareketlerinin serbestleştirilmesi ve özelleştirme politikaları bu dönüşümün
temel unsurları olmuştur.
Dolayısıyla Türkiye’de küresel güçlerin etkisini
anlamak için üç temel düzeyi birlikte incelemek gerekir: ekonomik bağımlılık
→ ideolojik çerçeve → siyasal davranış alanının sınırlandırılması.
Emperyalizmin
Yeni Biçimi: Doğrudan Yönetmek Yerine Tercihleri Sınırlandırmak
Klasik emperyalizm çoğu zaman işgal, sömürge yönetimi
veya doğrudan siyasal denetim üzerinden gerçekleşiyordu. Modern küresel güç
ilişkilerinde ise daha karmaşık bir mekanizma vardır. Bir ülkenin; dış
finansmana, enerji ithalatına, teknolojiye, küresel ticaret sistemine, güvenlik
ittifaklarına, uluslararası sermayeye, dış pazarlara yüksek derecede bağımlı
hale gelmesi, o ülkenin hükümetlerinin karar alanını daraltabilir. Buradaki
temel mekanizma şudur: “Emir vermek” yerine “alternatifleri azaltmak.” Örneğin
bir hükümet ekonomik kriz nedeniyle dış finansmana ihtiyaç duyuyorsa, ekonomik
politika konusunda teorik olarak egemenliğini korusa bile pratikte finansman
koşullarını dikkate almak zorunda kalabilir.
Bu durum doğrudan “dışarıdan yönetilme” anlamına
gelmez. Ancak politika özerkliğinin azalması anlamına gelebilir.
Türkiye’nin neoliberal dönüşümü üzerine yapılan
çalışmalar da 1980 sonrasında devletin politika özerkliğinin bazı alanlarda
zayıfladığını ve küresel ekonomik sistemle bütünleşmenin ülkenin ekonomik
yapısını dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.
İdeolojik
Altyapı: En Güçlü Denetim Aracı
Küresel sistemin siyasal etkisinin en önemli
boyutlarından biri, doğrudan siyasetçileri yönetmekten ziyade hangi
düşüncelerin “normal”, “modern”, “gerçekçi” veya “imkânsız” kabul edileceğini
belirleyen zihinsel çerçevelerin oluşmasıdır.
Bu noktada ideoloji yalnızca siyasal propaganda
değildir.
İdeoloji; ekonomi anlayışında, kalkınma modelinde, eğitim
sisteminde, medya dilinde, akademik literatürde, bürokratik zihniyette, dış
politika kavramlarında, güvenlik anlayışında kendini gösterebilir.
1980 sonrası Türkiye’de neoliberal düşüncenin devlet
kurumları içinde yerleşmesi bu açıdan önemlidir. 2026 tarihli bir çalışma,
Özalizm ile neoliberalizmin Türkiye’de yalnızca ekonomik politikaları değil,
devlet-piyasa ilişkilerini, kurumsal yapıları ve yönetişim anlayışını da
dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Böylece siyasal tartışmanın sınırları
değişmiştir. Örneğin tartışma: “Piyasa ekonomisi olsun mu olmasın mı?” sorusundan,
“Piyasa ekonomisi nasıl daha etkin yönetilmeli?” sorusuna dönüşebilir. Bu
çok önemli bir dönüşümdür. Çünkü ikinci durumda sistemin temel varsayımı artık
tartışma dışındadır. (devam edecek…)
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR