SÖMÜRGE VALİSİ TOM BARRACK (2) 3. Suriye'yi Türkiye ile İsrail arasında kontrollü bir denge alanına dönüştürmek; Bugün en kritik dos...
SÖMÜRGE
VALİSİ TOM BARRACK (2)
3. Suriye'yi Türkiye ile İsrail
arasında kontrollü bir denge alanına dönüştürmek; Bugün en kritik dosya Suriye'dir.
ABD'nin önündeki temel problem şu: Türkiye Suriye'de etkisini artırıyor.
İsrail ise Türkiye'nin Suriye'deki askeri ve siyasi nüfuzunun büyümesini
güvenlik tehdidi olarak görüyor. 18 Ağustos 2026'da İsrail'in Suriye'deki
Abu Duhur hava üssüne saldırmasının ardından Washington'ın
Türkiye–İsrail–Suriye arasında bir "çatışmasızlık/dekonflikasyon
mekanizması" oluşturmaya çalıştığı bildirildi. Bu noktada Barrack'ın rolü çok önemlidir. Çünkü
ABD: Türkiye'yi Suriye'den çıkarmak istemiyor; ama Türkiye'nin
Suriye'de İsrail'le doğrudan çatışmaya girecek kadar güçlenmesini de istemiyor.
Dolayısıyla Washington'ın istediği şey büyük ihtimalle: Türkiye'nin gücü,
İsrail'in güvenliği, Suriye'nin merkezi yapısı, ABD'nin hakemliği.
Bu denklemde ABD'nin kendisi "sistemin
sahibi" değilmiş gibi görünür; fakat sistemin sınırlarını belirleyen
aktör haline gelir.
4. Enerji ve ulaşım koridorlarını yeniden
düzenlemek; Barrack'ın
söylemlerinde enerji ve veri koridorları da dikkat çekiyor. Nisan ayında
Hürmüz Boğazı'na alternatif enerji güzergâhlarının önemini vurguladı ve Türkiye
ile Suriye'nin gelecekteki enerji ve veri koridorları açısından önem taşıdığını
söyledi. Bu nedenle mesele
yalnızca askeri değildir. ABD'nin daha geniş hedeflerinden biri şu
olabilir: Ortadoğu'nun enerji, ticaret, veri ve lojistik ağlarını İran
merkezli olmaktan çıkarıp Türkiye–Körfez–Doğu Akdeniz–Avrupa eksenine bağlamak.
Böyle bir düzen: İran'ın ekonomik etkisini azaltır, Rusya'nın enerji
etkisini sınırlar, Çin'in Kuşak
ve Yol girişimini dengeleyebilir, Türkiye'yi Batı sistemi içinde tutar, Körfez
sermayesini Batı finans sistemine bağlar, İsrail'in bölgesel ekonomik entegrasyonunu
kolaylaştırabilir. Dolayısıyla
"koridor siyaseti", ABD'nin Ortadoğu stratejisinin askeri strateji
kadar önemli bir parçasıdır.
İran'ın bölgesel nüfuzunu kırmak;Bir başka hedef de İran'ın bölgesel
ağının zayıflatılmasıdır.
Barrack'ın Lübnan konusunda yaptığı son açıklamalar bu
açıdan dikkat çekicidir. İsrail-Lübnan görüşmelerinde İran ve Hizbullah'ın
masada olmamasının sorunun çözümünü zorlaştırdığını söylerken, sonrasında bunun
Hizbullah'la müzakere önerisi olmadığını özellikle açıkladı. İran'ın silah ve
finansman desteğinin Lübnan'daki problemi karmaşıklaştırdığını vurguladı.
Burada Amerikan stratejisinin temel mantığı şöyle okunabilir: İran'ın
bölgesel vekil ağlarını parçala, Suriye'yi İran'dan uzaklaştır, Irak'taki İran
etkisini sınırla, Lübnan'daki İran finansman ağını daralt, İsrail'in güvenlik
çevresini genişlet. Fakat bunun karşılığında ABD'nin Türkiye'ye ihtiyacı
vardır.
Peki Kürt
siyasi hareketi bu tabloda nereye oturuyor? Burada çok dikkatli bir ayrım yapmak gerekiyor. ABD'nin
Suriye ve Irak politikasında Kürt aktörlerin önemli bir güvenlik ve siyasi
ağırlığı bulunuyor. Ancak bundan otomatik olarak "ABD'nin hedefi
bağımsız Kürdistan kurmaktır" sonucu çıkarılamaz. Daha gerçekçi analiz şudur: Washington,
Kürt aktörleri bölgesel güç dengelerinde kullanılabilecek stratejik ortaklar
olarak değerlendirmektedir.
Bu, Türkiye açısından kritik bir meseledir.Çünkü ABD
aynı anda: Türkiye'yi NATO'nun önemli müttefiki olarak tutmak, Suriye'de yeni
merkezi yönetimi desteklemek, İsrail'in güvenlik çıkarlarını korumak, İran'ın
nüfuzunu sınırlandırmak, Kürt aktörleri tamamen kaybetmemek zorundadır. Dolayısıyla
Washington'ın problemi aslında "Kürtler mi Türkiye mi?"
şeklinde iki seçenekli değildir.
Daha çok: Türkiye'yi kaybetmeden Kürt aktörler
üzerinden elde edilen stratejik kapasiteyi korumak. Bu nedenle Türkiye
açısından asıl mücadele, yalnızca ABD'nin Kürt politikasına itiraz etmek değil;
Suriye ve Irak'ın geleceğinde Türkiye'nin vazgeçilmez stratejik aktör
olmasını sağlayacak bir bölgesel düzen kurabilmektir. (devam edecek…)
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR