MUHSİN BAŞKANIN SUİKASTI ÜZERİNE Muhsin Yazıcıoğlu Olayı: Suikast İddiaları, Kurtarma Süreci ve Dönemin Hükümetinin Sorumluluğunun Değer...
MUHSİN
BAŞKANIN SUİKASTI ÜZERİNE
Muhsin
Yazıcıoğlu Olayı: Suikast İddiaları, Kurtarma Süreci ve Dönemin Hükümetinin
Sorumluluğunun Değerlendirilmesi
Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 tarihinde
Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi yakınlarında meydana gelen helikopter kazasında
hayatını kaybetmiştir. Beraberinde bulunan İHA Muhabiri İsmail Güneş, BBP Sivas
İl Başkanı Erhan Üstündağ, İl Başkan Yardımcısı Yavuz Hakan Toklu, Belediye
Meclis Üyesi Murat Çetinkaya ve pilot Kaya İstektepe da yaşamını yitirmiştir.
Olay, ilk andan itibaren yalnızca bir havacılık kazası
olarak değil; kurtarma faaliyetleri, delillerin korunması, kamu kurumlarının
koordinasyonu ve çeşitli suikast iddiaları nedeniyle Türkiye'nin en çok
tartışılan olaylarından biri hâline gelmiştir.
Aşağıdaki değerlendirme, kamuoyuna yansıyan bilgiler,
mahkeme süreçleri ve resmî soruşturmalar çerçevesinde hazırlanmıştır. Suikast
iddialarının önemli kısmının hukuken kesinleşmediği özellikle belirtilmelidir.
Olayın Kısa
Özeti; 25 Mart 2009
günü seçim çalışmaları kapsamında kullanılan helikopter yoğun sis ve kötü hava
koşulları altında radardan kaybolmuştur.
Kazadan sonra; enkaz yaklaşık 48 saat boyunca
bulunamamıştır, arama kurtarma faaliyetlerinde ciddi koordinasyon sorunları
yaşanmıştır, cep telefonu sinyalleri yeterince değerlendirilememiştir, kurtarma
faaliyetlerinin geç başlaması büyük eleştirilere neden olmuştur.
Suikast
İddialarının Dayandığı Başlıca Unsurlar; Helikopterdeki cihazların sökülmesi
Olay sonrasında; GPS cihazı Acil durum sinyal vericisi
(ELT) bazı elektronik parçaların yerinde bulunmadığı tespit edilmiştir.Bu durum
kamuoyunda en fazla tartışılan konulardan biri olmuştur. Bu cihazların olaydan sonra
kim tarafından söküldüğü uzun süre aydınlatılamamıştır.
Delillerin karartıldığı iddiaları; Kamuoyuna yansıyan iddialarda; bazı
askerî personelin olay yerine diğer ekiplerden önce ulaştığı, elektronik
cihazların çıkarıldığı, bazı kayıtların silindiği, olay yerinin yeterince
korunmadığı ileri sürülmüştür.
Bu kapsamda çeşitli soruşturmalar yürütülmüş, bazı
kamu görevlileri hakkında davalar açılmıştır. Ancak bu hususlar bakımından
"suikastın gerçekleştiği" yönünde kesinleşmiş bir yargı kararı
bulunmamaktadır.
Cep telefonu sinyalleri; Gazeteci İsmail Güneş'in 112 Acil
Servis ile yaptığı telefon görüşmeleri; kazadan sonra bir süre hayatta
olunduğunu, yardım beklendiğini, konum belirlemeye yönelik çabaların sürdüğünü
göstermektedir. Bu kayıtlar kurtarma faaliyetlerinin zamanlamasına
ilişkin tartışmaların temel dayanaklarından biri olmuştur.
Arama koordinasyonundaki eksiklikler
Uzman
raporlarında ve TBMM'deki tartışmalarda şu hususlar gündeme gelmiştir: kurumlar
arasında koordinasyon eksikliği, hava şartlarının doğru değerlendirilememesi,
teknolojik imkânların yeterince kullanılmaması, farklı kurumların farklı
koordinatlar vermesi, yanlış bölgelerde arama yapılması.
Kurtarma
Sürecindeki İhmal İddiaları Kamuoyunda en çok eleştirilen konu kurtarma
faaliyetidir. İddialar
şunlardır: Geç müdahale, İlk saatlerde etkin bir
koordinasyon merkezi oluşturulamamıştır.
Yanlış koordinatlar, Arama ekipleri uzun süre yanlış bölgelerde
çalışmıştır. Profesyonel ekiplerin geç sevk edilmesi; Dağ arama kurtarma
ekipleri ile uzman ekiplerin bölgeye ulaşmasının geciktiği ileri sürülmüştür.
Kurumsal koordinasyon eksikliği; AFAD'ın bugünkü yapısı henüz
oluşturulmamıştı. Aramalar; valilik, jandarma, asker, sağlık ekipleri,
sivil gönüllüler arasında dağınık biçimde yürütülmüştür.
Dönemin
Hükümetinin Sorumluluğu; Olay sırasında Türkiye'de iktidarda Adalet ve Kalkınma Partisi bulunuyordu
ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan idi. Hükümet
açısından tartışılan başlıca hususlar şunlardır:
Kriz yönetimi; Eleştiriler;
kriz merkezinin etkin çalışmadığı, bilgi akışının sağlıklı yürütülemediği,
kurumlar arasında koordinasyon kurulamadığı yönünde olmuştur.
Kurtarma organizasyonu; Muhalefet partileri ve Yazıcıoğlu
ailesi;kurtarma çalışmalarının yetersiz yürütüldüğünü savunmuştur.
Delillerin korunması; Elektronik cihazların kaybolması;devletin
delilleri koruyamadığı yönünde eleştirilere yol açmıştır.
Etkin soruşturma; Ailenin avukatları;olayın tüm
yönleriyle araştırılmadığını, bazı görevlilerin yeterince soruşturulmadığını, bazı
delillerin zamanında incelenmediğini ileri sürmüştür.
TBMM
Araştırmaları ve Yargı Süreci
Olay sonrasında; TBMM'de araştırma komisyonu kurulmuş,
savcılıklar çok sayıda soruşturma yürütmüş, askerî personel ve bazı kamu
görevlileri hakkında davalar açılmış, delil karartma ve görevi kötüye kullanma
iddiaları yargıya taşınmıştır.
Bununla birlikte, bugüne kadar kesinleşmiş yargı
kararlarıyla olayın bir "suikast" olduğu hükme bağlanmamıştır. Buna
karşılık, delillerin muhafazası, arama-kurtarma organizasyonu ve bazı kamu
görevlilerinin işlemleriyle ilgili farklı düzeylerde soruşturmalar ve
yargılamalar yapılmıştır.
Hukuki ve
İdari Değerlendirme; Hukuk
devleti ilkesi bakımından, böyle olaylarda iki ayrı mesele birbirinden
ayrılmalıdır:
Kazanın veya ölümün nedeni: Bir olayın suikast olduğunun kabulü
için bunu destekleyen yeterli ve hukuken geçerli deliller ile kesinleşmiş yargı
kararı gerekir. Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında bu yönde kesinleşmiş bir hüküm bulunmamaktadır.
Kamu yönetiminin sorumluluğu: Arama-kurtarma faaliyetlerindeki
gecikmeler, koordinasyon eksiklikleri, delillerin korunmasındaki zafiyetler
veya görevi ihmal iddiaları ise ayrı bir değerlendirme konusudur. Bu alanlarda
yıllar boyunca soruşturmalar yürütülmüş, çeşitli kamu görevlileri hakkında
işlemler yapılmış ve olayın yönetimi kamuoyunda yoğun biçimde eleştirilmiştir.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü, Türkiye'nin yakın
tarihindeki en tartışmalı olaylardan biri olmayı sürdürmektedir. Olayın suikast
olduğu yönündeki iddialar kamuoyunda güçlü biçimde dile getirilmiş olsa da, bu
iddiayı doğrulayan kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Buna
karşılık, gerek hükümetin hasmani durumu,
gerekse arama-kurtarma sürecindeki gecikmeler, kurumlar arası
koordinasyon eksiklikleri, delillerin korunmasına ilişkin sorunlar ve
soruşturmanın etkinliği konusundaki eleştiriler hem kamuoyunda hem de yargı
süreçlerinde önemli tartışma başlıkları olmuştur.
Bu nedenle, olayın değerlendirilmesinde hukuken
kesinleşmiş bulgular ile kamuoyundaki iddia ve eleştirilerin birbirinden
ayrılması; idari sorumluluk, siyasi hesap verebilirlik ve ceza hukuku
bakımından farklı değerlendirme ölçütlerinin bulunduğunun gözetilmesi, dengeli
ve sağlıklı bir analiz için önem taşımaktadır.
Gelinen noktada; hükümet ve AKP iktidarı kendi aczini
algı yoluyla, besleyip büyüttüğü ve bu günde kendi kadroları içinde gizlediği
Feto terör örgütüne yüklemesi, “şark kurnazlığı” mantığı ile değerlendiriliyor.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR