İngiltere; evvelinde, Britannica’da, Kürklerin Turani bir kavim olarak ifade etmelerine rağmen, daha sonra Hint - Avrupa dil topluluğuna...
İngiltere; evvelinde,
Britannica’da, Kürklerin Turani bir kavim olarak ifade etmelerine rağmen, daha
sonra Hint - Avrupa dil topluluğuna dâhil bir etnik yapı olduğunu beyan
etmelerini, İngiltere’nin Kürtleri bulundukları bölgede stratejik hedeflerine
uygun hareket etme eğilimlerini göstermektedir. Bu iki çelişkili açıklamaların
jeopolitik stratejide önemini iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.
Bu tür bir değerlendirme yapılırken, önce tarihsel ve
akademik bir noktayı netleştirmek gerekir. Türklerin etnik ve dilsel kökeni
konusunda farklı dönemlerde farklı teoriler ileri sürülmüş olsa da, günümüzde
dilbilim açısından Türkçe, Hint-Avrupa dil ailesine değil, Türk dilleri
ailesine mensup kabul edilmektedir. Kürtçe ise Hint-Avrupa dil ailesinin İran
koluna bağlı bir dildir. Dolayısıyla "Türklerin Hint-Avrupa topluluğuna dâhil
olduğu" şeklindeki ifade, akademik çevrelerde genel kabul görmüş bir görüş
değildir. Burada bir hususun bilinmesi gerekir; Türkler, Selçuklu ve Osmanlı
dönemlerinde farsça konuşmaya zorlanmaları, Türk ve Türkmen olanların Farsçaya
yönelimlerini sağlamıştır. Bilahare, ”Kürt olgusu” içinde olanlara sağlanan
muafiyet ve avantajlarında etkili olduğu bir “Kürtleşme” ile karşı karşıya
kalınmıştır. Bununla birlikte, işaret ettiğimiz konu jeopolitik açıdan şu
şekilde analiz edilebilir.
Jeopolitik Stratejide Tarih ve
Etnisite Tezlerinin Kullanımı; Büyük güçler tarih boyunca etnik kimlikler, tarih
anlatıları ve köken teorilerini yalnızca akademik meseleler olarak değil, aynı
zamanda dış politika araçları olarak da kullanmışlardır. Özellikle 19. ve 20.
yüzyıllarda sömürgeci devletler, hâkim olmak istedikleri bölgelerde etnik ve
tarihsel araştırmaları stratejik amaçlarla desteklemişlerdir.
Bu bağlamda, İngiliz stratejisinin temel özelliklerinden
biri, Ortadoğu'daki toplulukları yalnızca mevcut siyasal sınırlar üzerinden
değil, etnik, mezhepsel ve aşiretsel aidiyetler üzerinden de incelemek
olmuştur. Özellikle Osmanlı Devleti'nin son döneminde ve sonrasında Kürtler,
Araplar, Ermeniler ve Türkler üzerine yapılan araştırmaların bir kısmı doğrudan
diplomatik ve istihbarî amaçlarla ilişkilendirilmiştir.
Çelişkili Teorilerin Stratejik
Değeri; Jeopolitik
açıdan bakıldığında, aynı toplum hakkında farklı dönemlerde farklı köken
tezlerinin öne sürülmesi üç amaca hizmet edebilir:
Kimlik İnşasını Etkilemek; Bir topluluğun kendisini nasıl
gördüğü, siyasi taleplerini de etkiler. Eğer bir grup kendisini ayrı ve özgün
bir ulus olarak görmeye yönlendirilirse, siyasi mobilizasyon kapasitesi
artabilir.
Bölgesel Güç Dengelerini Şekillendirmek; Ortadoğu gibi çok etnikli
bölgelerde etnik kimliklerin vurgulanması, merkezi devletlerin bütünleştirici
söylemlerine karşı alternatif siyasal hareketlerin gelişmesine katkı
sağlayabilir.
Esnek Diplomatik Araçlar Oluşturmak; Büyük devletler çoğu zaman tek bir
tarih tezine bağlı kalmazlar. Değişen stratejik çıkarlar doğrultusunda farklı
akademik veya siyasi söylemleri destekleyebilirler. Bu nedenle zaman içerisinde
ortaya çıkan farklı açıklamalar, bazen bilimsel gelişmelerden, bazen de değişen
jeopolitik önceliklerden kaynaklanabilir.
İngiltere ve Kürt Meselesi; İngiltere'nin özellikle Birinci
Dünya Savaşı sonrasında Sykes–Picot Anlaşması, Sevr Antlaşması ve Lozan
Antlaşması süreçlerinde Kürtler hakkında yoğun çalışmalar yürüttüğü
bilinmektedir. Ancak İngiliz politikasının temel amacı genellikle belirli bir
etnik grubun tarihsel hakikatini ortaya koymaktan ziyade, bölgedeki güç
dengelerini kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek olmuştur.
Bu nedenle, tarihsel köken teorilerindeki
değişiklikleri doğrudan "İngiltere Kürtleri şu hedefe yönlendirmek
istemiştir" şeklinde kesin bir sonuca bağlamak yerine, bunların büyük
güçlerin kimlik politikalarını zaman zaman jeopolitik araç olarak
kullanmalarının bir örneği olarak değerlendirmek daha sağlıklı olur.
Nihayetinde, jeopolitik açıdan önemli olan nokta, bir
köken tezinin doğru veya yanlış olmasından ziyade, o tezin belirli dönemlerde
hangi siyasi amaçlarla dolaşıma sokulduğu, hangi aktörler tarafından
desteklendiği ve bölgesel güç dengelerini nasıl etkilediğidir. Bu yaklaşım,
etnik tarih tartışmalarını yalnızca kimlik meselesi olmaktan çıkarıp
uluslararası güç mücadelesinin bir parçası olarak incelemeyi mümkün kılar.
Bu değerlendirme, tarihsel bir olgudan ziyade
jeopolitik bir yorum olarak ele alınmalıdır. Çünkü Kürtlerin etnik kökeni
konusunda farklı dönemlerde farklı sınıflandırmalar yapılmış olsa da, bu
değişimlerin doğrudan bir devletin stratejik hedeflerinin kanıtı olarak
sunulması akademik açıdan tartışmalıdır.
İngiliz kaynaklarında Kürtlerin etnik kökenine ilişkin
değerlendirmelerin zaman içerisinde değişiklik göstermesi dikkat çekicidir.
Bazı erken dönem kaynaklarda Kürtler Turanî veya Türkî kavimlerle
ilişkilendirilirken, daha sonraki çalışmalarda Hint-Avrupa dil ailesine mensup
ayrı bir etnik topluluk olarak tanımlanmışlardır. Bu değişim, yalnızca
antropolojik ve dilbilimsel araştırmalardaki gelişmelerle açıklanabileceği
gibi, büyük güçlerin bölgesel siyasetleri bağlamında da değerlendirilmektedir.
Jeopolitik açıdan bakıldığında, etnik kimliklerin
tanımlanması ve yeniden yorumlanması, uluslararası aktörlerin bölgesel
stratejilerinde zaman zaman işlevsel bir araç hâline gelebilmektedir. Bu
çerçevede bazı araştırmacılar, İngiliz düşünce ve politika çevrelerinde
Kürtlerin ayrı bir etnik kimlik olarak vurgulanmasının, özellikle Osmanlı
Devleti'nin son dönemlerinden itibaren Ortadoğu'daki güç dengelerini etkileme
ve bölgesel nüfuz alanları oluşturma stratejileriyle ilişkili olabileceğini
ileri sürmektedirler.
Bu yaklaşıma göre, etnik aidiyetlere ilişkin
söylemlerde meydana gelen değişimler yalnızca bilimsel tartışmaların sonucu
değil, aynı zamanda dönemin jeopolitik ihtiyaçlarıyla da bağlantılı olabilir.
Böylece etnik kimliklerin tanımlanması, bölgesel aktörlerin yönelimlerini etkileme,
yeni siyasi talepler üretme ve stratejik bölgelerde nüfuz oluşturma
süreçlerinin bir parçası hâline gelebilmektedir.
Ancak akademik edebiyatta (literatürde) hâkim görüş,
Kürtçenin Hint-Avrupa dil ailesinin İranî koluna mensup bir dil olduğu yönündedir.
Ne var ki, görülen gerçek şudur; bilim dünyası da batı emperyalist
siyasetlerine uygun karar ve yönlendirici bilgilerden ibarettir. Bu duruma
uygun hareket etmeyen hiçbir akademisyen, kariyerinde ileriye gidebilme şansı
yoktur. Bu nedenle tarihsel kaynaklardaki farklı tanımlamaların
değerlendirilmesinde, dönemin bilimsel bilgi düzeyi ile siyasi bağlamının
birlikte ele alınması gerekir.
Nesim Yalvarıcı
Kaynakça
- Martin
van Bruinessen. Agha, Shaikh and State: The Social and Political
Structures of Kurdistan. London: Zed Books, 1992.
- David
McDowall. A Modern History of the Kurds. 3rd Edition. London: I.B.
Tauris, 2004.
- Robert
Olson. The Emergence of Kurdish Nationalism and the Sheikh Said
Rebellion, 1880–1925. Austin: University of Texas Press, 1989.
- Kemal
H. Karpat. Ottoman Population, 1830–1914: Demographic and Social
Characteristics. Madison: University of Wisconsin Press, 1985.
- Bernard
Lewis. The Emergence of Modern Turkey. Oxford: Oxford University
Press, 2002.
- Şerif
Mardin. Türk Modernleşmesi. İstanbul: İletişim Yayınları, çeşitli
baskılar.
- M.
Şükrü Hanioğlu. A Brief History of the Late Ottoman Empire.
Princeton: Princeton University Press, 2008.
- Erik
Jan Zürcher. Turkey: A Modern History. London: I.B. Tauris, 2004.
- Britannica
Encyclopedia. Kürtler (Kurds) maddeleri; farklı baskılar ve dönemsel
edisyonlar.
- Sykes–Picot
Agreement> ile ilgili: James Barr. A Line in the Sand: Britain,
France and the Struggle that Shaped the Middle East. London: Simon
& Schuster, 2011.
- Treaty
of Sèvres ve Treaty of Lausanne metinleri ve diplomatik belgeleri.
- Edward
W. Said. Orientalism. New York: Vintage Books, 1979. (Batılı bilgi
üretimi ve siyaset ilişkisi üzerine.)
- Basil
Nikitin. Les Kurdes: Étude Sociologique et Historique. Paris, 1956.
- Wadie
Jwaideh. The Kurdish National Movement: Its Origins and Development.
Syracuse University Press, 2006.
YORUMLAR