“ÇİFTE VATANDAŞLIĞI” OLAN MUSEVİ VATANDAŞLARIN İSRAİL İLE İLİŞKİLERİNDE SUÇ UNSURU VAR MIDIR? Musevi - Türk vatandaşların çifte va...
“ÇİFTE
VATANDAŞLIĞI” OLAN MUSEVİ VATANDAŞLARIN İSRAİL İLE İLİŞKİLERİNDE SUÇ UNSURU VAR
MIDIR?
Musevi -
Türk vatandaşların çifte vatandaşlığı, İsraillin stratejik hedeflerine nasıl
katkı sağlamaktadır. Mecliste, Yeni Refah Parti milletvekili tarafından ele
alınan meselede, askerlik görevi yapan Musevi vatandaşların “savaş suçu”
işleyip işlemedikleri konusu, Türk hukuk sistemindeki karşılığının varlığı söz
konusu elbette; hukukta “suçların şahsiliği” esas alındığında, konunun bir
belge ile hukuk kurumuna sunmak gerekmektedir. Bu hususta, ilgili milletvekili,
Cumhuriyet savcılarına belge vermelidir. Çünkü Bu konu hem hukuki hem de siyasi
boyutları olan, dikkatli değerlendirilmesi gereken bir meseledir.
Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir
kişinin aynı zamanda başka bir devletin vatandaşlığına sahip olması (çifte
vatandaşlık), Türk hukukunda kural olarak yasaktır denilemez. Türkiye, belirli
şartlar altında çifte vatandaşlığı kabul etmektedir. Bu nedenle Musevi kökenli
Türk vatandaşlarının aynı zamanda İsrail vatandaşı olmaları tek başına hukuka
aykırı değildir.
İsrail'in stratejik hedeflerine
katkı meselesi; Siyasi ve
jeopolitik açıdan bazı araştırmacılar, çifte vatandaşların bulundukları ülkeler
ile ikinci vatandaşlık sahibi oldukları ülkeler arasında ekonomik, kültürel
veya diplomatik köprü işlevi görebileceklerini ileri sürmektedir. Ancak belirli
bir topluluğun tamamının başka bir devletin stratejik hedeflerine hizmet ettiği
yönünde genelleme yapmak için somut deliller gerekir.
Türk hukukunda bir kişinin Musevi olması veya İsrail vatandaşlığı
taşıması, onun İsrail devletinin stratejik amaçları doğrultusunda hareket
ettiği anlamına gelmez. Böyle bir iddia ancak bireysel eylemler ve deliller
üzerinden değerlendirilebilir.
Türk vatandaşının yabancı orduda
askerlik yapması; Türk vatandaşının
yabancı bir devletin ordusunda görev yapması bazı durumlarda hukuki sonuç
doğurabilir. Ancak her olay kendi koşulları içinde değerlendirilir.
Özellikle çifte vatandaş olan kişilerin ikinci
vatandaşlık sahibi oldukları ülkede zorunlu askerlik hizmeti yapmaları otomatik
olarak suç teşkil etmez. Bununla birlikte;Türkiye'nin güvenliğine karşı
faaliyetlerde bulunulması, Türk devletinin çıkarlarına aykırı silahlı
faaliyetlere katılınması, Uluslararası suç niteliğindeki eylemlere iştirak
edilmesi, gibi durumlar ayrıca
değerlendirilebilir.
"Savaş suçu" işleyip
işlemedikleri konusu; Uluslararası hukukta savaş suçu; sivillerin kasten öldürülmesi, işkence,
rehin alma, sivillere yönelik ayrım gözetmeyen saldırılar gibi eylemleri
kapsar. Bu suçlar başta Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ve Cenevre Sözleşmeleri
kapsamında tanımlanmıştır. Bir kişinin
savaş suçu işlemiş sayılabilmesi için: Silahlı çatışma bağlamında hareket etmiş olması, Uluslararası hukukta
tanımlanan fiilleri işlemiş olması, Bu fiillere ilişkin yeterli delilin
bulunması gerekir.
Sadece İsrail ordusunda görev yapmış olmak, tek başına
savaş suçu işlendiği anlamına gelmez. Aynı şekilde herhangi bir orduda askerlik
yapmak da otomatik olarak savaş suçlusu statüsü doğurmaz.
Türk hukukunda karşılığı; Türk Ceza Kanunu'nda savaş suçları
konusunda doğrudan kapsamlı bir bölüm bulunmamakla birlikte; İnsanlığa karşı
suçlar, Kasten öldürme, İşkence, Soykırım, Göçmen kaçakçılığı ve benzeri
uluslararası suçlar, ilgili maddeler kapsamında değerlendirme yapılabilir.
Eğer bir Türk vatandaşı hakkında savaş suçu işlediğine
dair somut deliller ortaya konursa, Türk savcılıkları yetki ve görev kuralları
çerçevesinde soruşturma açılmasını değerlendirebilir. Ancak bunun için bireysel
sorumluluğun somut delillerle ispatlanması gerekir. Bir kişinin etnik kökeni,
dini kimliği veya çifte vatandaşlığı tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.
Sonuç olarak, Meclis'te dile getirilen tartışma siyasi
bir tartışma niteliği taşımaktadır. Hukuki açıdan ise bir Türk vatandaşının Musevi
olması, İsrail vatandaşlığı taşıması veya İsrail ordusunda askerlik yapmış
olması tek başına suç ya da savaş suçu anlamına gelmez. Ceza sorumluluğu ancak
bireysel fiillerin ve somut delillerin varlığı halinde doğar.
Burada iddia edilen husus, çok önemlidir. İddia sahibi
iddiasını kanıtlayabilecek belgeleri mahkemelere sunmalıdır. Yoksa, İsrail’in
saldırılarını siyasi getirim (rant) meselesi olarak kullanmak durumunda kalır.
Yine böyle bir beyanat “suç duyurusu” niteliğinde olması sebebiyle, müesses
nizam içinde, milletvekillerinin iddialarının sorgulanabilmesi, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin milletvekillerinin görev ve yetkileri kapsamında değerlendirilmelidir.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR