Küresel güçler, milli devletleri ortadan kaldırmaya dönük, “dünya hükümeti yoluyla dünya hâkimiyeti” politikalarına karşı, dünyada ve ül...
Küresel güçler, milli devletleri ortadan kaldırmaya
dönük, “dünya hükümeti yoluyla dünya hâkimiyeti” politikalarına karşı, dünyada
ve ülkemizde, milliyetçilik; siyasette yükselen değer olarak görülmektedir.
Küreselcilerin gizli –açık tahrifleri ve yürürlükteki siyasi psikolojik gücün,
milliyetçi temelde siyasetin yükselişini önleyemezken, milliyetçilerin kendi
içlerinde, amansız bir mücadele içinde olduklarını gözlemekteyiz.
Ülkemizde, var olan milliyetçi potansiyelin siyaseten
etkisizleştirilmesini görebiliyoruz. Tuik verilerine göre, milliyetçi düşünce
sistemini benimseyen seçmen sayısı; %33 oranında iken, bölünmüş olmaları sebebi
ile siyasi etkileri olmadığını gözlemek mümkündür.
Bu başlık
“sadece parti rekabeti” gibi görünür ama arka planı çok daha derin, tarihsel ve
yapısal. Milliyetçi siyasi partilerin mücadelesi; kimlik, devlet, iktidar ve
meşruiyet eksenlerinde yürüyen uzun soluklu bir hesaplaşmanın güncel
yüzüdür. Birkaç katmanda açalım.
Milliyetçiliğin doğası: Birleştirici
mi, tahakküm kurucu mu?
Milliyetçilik, modern siyasette iki temel iddia taşır:
Millet egemenliği (devletin sahibi millettir), Kolektif kimlik
(ortak tarih, dil, kader)dir.
Bu iki iddia, milliyetçi partileri doğal olarak devletle
yakın ama aynı zamanda devlete rakip konuma sokar.
Arka plan gerilimi şudur: “Devleti kim temsil ediyor: mevcut iktidar mı,
milletin özü mü?” Bu yüzden milliyetçi partiler: Devletçi olmak zorundadır,
Ama devleti yönetenlerle sürekli çatışma potansiyeli taşır. Pragmatik
siyasette, söylem ve eylem farklılığının varlığı bu yargıyı doğrulamaktadır.
Aynı havuzdan beslenen aktörlerin
kaçınılmaz çatışması
Milliyetçi partiler genellikle: Aynı seçmen sosyolojisine,
Benzer sembollere, Ortak tarih anlatılarına yaslanır. Bu da mücadeleyi program
farkı değil, temsil kavgası haline getirir.
Temel soru: “Milletin gerçek sesi kim?”
Bu yüzden çatışma: Daha sert, Daha duygusal, Daha
sembolik olur. Çünkü biri kazanırsa, diğeri “sadece seçim kaybetmiş” olmaz; meşruiyet
kaybeder.
Milliyetçilik ve iktidar: Sistem içi
mi, sistem kurucu mu?
Milliyetçi partilerin arka plan mücadelesi aynı
zamanda rol tartışmasıdır: Sistem içi milliyetçilik; Devletin
bekasını mevcut düzen içinde koruma, Güvenlik ve düzen önceliği. Sistem
kurucu milliyetçilik; Yeni bir devlet aklı, Yeni bir elit, Yeni bir
toplumsal sözleşme Bu ayrım, milliyetçi partileri aynı safta ama farklı
cephelerde konumlandırır.
Küresel bağlam: Milliyetçilik neden yeniden yükseldi?
Milliyetçi partiler arasındaki mücadele sadece yerel
değil: Küreselleşmenin kimlik aşındırması, Göç ve demografik baskı,
Ulus-devletin yetki kaybı, Güvenlik tehditlerinin artışı Milliyetçiliği yeniden
merkez ideoloji haline getirdi. Ama bu kez sorun şu: Milliyetçilik koruyucu
refleks mi olacak, yoksa kurucu proje mi? Partiler bu soruya
verdikleri cevapla ayrışıyor.
Türkiye özelinde arka plan (örtük
ama belirleyici)
Türkiye’de milliyetçi partiler arasındaki mücadele: Devlet–millet
ilişkisini kimin tanımladığı, Türklüğün etnik mi, kültürel mi, siyasi mi
olduğu, Beka söyleminin sınırları, Merkez–çevre dengesinde
milliyetçiliğin rolü üzerinden yürür.
Görünürde; İttifaklar, Liderler, Güncel polemikler
vardır; arka planda ise: Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin güncellenmesi
kavgası vardır.
Neden bu mücadele bitmez?
Çünkü milliyetçilik; Seçim kazanmak için değil, Tarih
yazmak iddiasıyla yapılan bir siyasettir. Bu yüzden milliyetçi partilerin
mücadelesi; Süreklidir, Serttir, Uzlaşması zordur Zira uzlaşma, çoğu zaman kimlikten
feragat anlamına gelir.
Genel çerçeve ile değerlendirildiğinde; Milliyetçi
siyasi partilerin mücadelesinin arka planı, “Millet adına konuşma yetkisini
kimin taşıdığı” sorusuna verilen farklı cevapların çatışmasıdır.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR