Türkiye’de 20–35 yaş arası nüfusun çalışma hayatındaki durumu “karma” bir tablo gösteriyor. Bir yandan genç nüfus hâlâ ekonominin en büyük ü...
Türkiye’de 20–35 yaş arası nüfusun çalışma hayatındaki durumu “karma” bir tablo gösteriyor. Bir yandan genç nüfus hâlâ ekonominin en büyük üretim gücü; diğer yandan işsizlik, düşük ücret, güvencesizlik ve meslek–eğitim uyumsuzluğu ciddi sorun olmaya devam ediyor.
Özellikle Türkiye için son yıllardaki durumu birkaç başlıkta özetleyebiliriz: İstihdam oranı orta seviyede ama kalite sorunu büyüktür. TÜİK’in “İşgücü Piyasasında Gençler” araştırmasına göre 15–34 yaş grubunda, İş gücüne katılım oranı, yaklaşık %60, İstihdam oranı, yaklaşık %52,5, İşsizlik oranı, yaklaşık %12,7 düzeyinde gerçekleşti.
Bu şu anlama geliyor: Her 10 gençten yaklaşık 5’i çalışıyor, 1’i iş arıyor, geri kalan önemli bir kesim ise iş gücü dışında kalıyor. Fakat mesele sadece “iş bulmak” değil, düşük ücret, kayıt dışılık, geçici çalışma, fazla mesai, kariyer ilerleyememesi, gibi sorunlar genç çalışanlarda yaygın.
20–35 yaş arası en büyük sorun: “nitelikli iş eksikliğidir”. Türkiye’de üniversite mezunu sayısı hızla arttı ancak; yüksek teknoloji, araştırma, mühendislik, ileri sanayi, yazılım, bilimsel üretim, alanları aynı hızda büyümedi.
Sonuçta, diplomalı işsizlik arttı, birçok genç kendi alanı dışında çalışıyor, “aşırı eğitimli ama düşük nitelikli işte çalışan” büyük bir kesim oluştu.
Örneğin: mühendislerin satış danışmanı olması, üniversite mezunlarının çağrı merkezinde çalışması, öğretmenlerin farklı sektörlere yönelmesi, giderek yaygın hale geldi.
Kadın istihdamı hâlâ kritik problem; Genç erkeklerin iş gücüne katılımı genç kadınlardan belirgin şekilde daha yüksek. Özellikle; ev içi bakım yükü, çocuk bakımı, muhafazakâr sosyal yapı, güvencesiz çalışma korkusu, kadınların istihdama katılımını azaltıyor. Bu yüzden, erkek genç işsizliği yüksek olsa da, kadın gençlerde “iş gücüne hiç katılamama” sorunu daha derin.
“eğitimde istihdamda”(NEET)gençler büyüyor.
(NEET; (Not in Education, Employment, or Training), eğitimde, istihdamda veya eğitim programında yer almamayan gençleri ifade eden bir kavramdır.) Türkiye’nin en kritik meselelerinden biri de budur.15–34 yaş arasında milyonlarca genç; ne çalışıyor, ne eğitim görüyor, ne de üretim sistemine dâhil oluyor. Bazı güncel değerlendirmelerde bu kitlenin altı milyonu geçtiği belirtiliyor. Bu durum, umutsuzluk, sosyal kopuş, psikolojik yorgunluk, aileye ekonomik bağımlılık, beyin göçü isteği, oluşturuyor.
Beyin göçü eğilimi artıyor; 20–35 yaş arası özellikle; doktorlar, mühendisler, yazılımcılar, akademisyenler, sağlık çalışanları, yurt dışına yöneliyor. Başlıca nedenler; gelir farkı, liyakat sorunu algısı, kariyer tıkanması, yaşam kalitesi beklentisi, hukuki/kurumsal güven ihtiyacı. Bu durum uzun vadede Türkiye’nin üretim kapasitesini etkileyebilir.
Buna rağmen güçlü taraflar da var; Türkiye’nin genç nüfusu hâlâ önemli bir avantaj, Avrupa’ya göre daha genç nüfus, girişimcilik eğilimi, dijital adaptasyon, savunma sanayi ve teknoloji sektörlerinde büyüme, e-ticaret ve yazılım alanlarının gelişmesi, gelecek için fırsat oluşturuyor. Özellikle; savunma sanayi, yazılım, yapay zekâ, enerji, lojistik, sağlık teknolojileri, önümüzdeki on yılda genç istihdamını büyütebilir.
Genel bir değerlendirme yapıldığında; Türkiye’de 20–35 yaş arası nüfus, nicelik olarak büyük bir iş gücü potansiyeline sahip, fakat nitelikli ve sürdürülebilir istihdam konusunda zorlanıyor. Sorun artık sadece “işsizlik” değil, düşük verimlilik, düşük ücret, güvencesizlik, kariyer tıkanması, umutsuzluk hissi, meselesine dönüşmüş durumda. Bunun yanında Türkiye doğru reformlarla bu genç nüfusu büyük ekonomik avantaja da çevirebilir.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR