Evet, var. Ama kırılgan ve sürekli emek isteyen bir umut. Barış, dünyada hiçbir zaman “kalıcı ve kendiliğinden” bir durum olmadı. Hep m...
Evet, var. Ama kırılgan ve sürekli emek isteyen bir
umut. Barış,
dünyada hiçbir zaman “kalıcı ve kendiliğinden” bir durum olmadı. Hep
mücadeleyle, kurumlarla ve çıkar dengeleriyle ayakta kaldı. Bugün de durum
farklı değil.
Neden hâlâ umut var? Büyük savaşların azalması (göreli
olarak); 20.
yüzyıldaki dünya savaşlarıyla kıyaslandığında, büyük güçlerin doğrudan
çatışması daha sınırlı. Bu, nükleer caydırıcılık ve karşılıklı bağımlılıkla
ilgili.
Kurumsal yapılar hâlâ çalışıyor. Birleşmiş Milletler, NATO gibi
yapılar kusurlu olsa da krizleri tamamen kontrolden çıkmadan yönetebiliyor.
Ekonomik bağımlılık arttı. Bugün savaş, sadece askeri değil
ekonomik olarak da çok maliyetli. Bu yüzden devletler çatışmayı sınırlamaya
çalışıyor.
İnsanlık bilinci değişiyor, Sivil toplum, medya ve küresel
kamuoyu eskisine göre daha duyarlı. Savaşın meşruiyeti eskisi kadar kolay
üretilemiyor.
Peki, neden bu kadar karamsarlık
var? Yeni savaş
türleri Artık
savaşlar klasik cephelerden çok; siber saldırı, vekâlet savaşları ve ekonomik
savaşlar üzerinden yürütülüyor.
Kutuplaşma ve milliyetçilik artışı; Birçok ülkede iç siyaset
sertleşiyor. Bu da dış politikayı saldırganlaştırabiliyor.
Güç dengesi değişiyor ABD merkezli sistem sorgulanıyor.
Yeni güçler ortaya çıkarken geçiş dönemleri genelde risklidir.
Teknoloji hem koruyor, hem de tehdit ediyor. Yapay
zekâ, dronlar, otonom silahlar barışı daha karmaşık hale getiriyor. Barış bir
“durum” değil, bir süreçtir. Dolayısıyla meseleye doğru baktığımızda; Dünya
tamamen barış içinde olmayacak. Ama tamamen kaosa da sürüklenmeyecek. Sürekli
dalgalanan bir denge olacak.
Meseleye Türkiye açısından bakıldığında, Türkiye gibi
jeopolitik olarak kritik ülkeler için barış, sadece ideal değil, stratejik
zorunluluktur, denge politikası, diplomasi ve ekonomik güçle korunur.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR