Küresel emperyalizmin varlığında, omurga görevi yapan temel husus, para ve faiz politikalarıdır. Teslim aldıkları ülkelerde, iktidara ...
Küresel emperyalizmin varlığında, omurga görevi yapan
temel husus, para ve faiz politikalarıdır.
Teslim aldıkları ülkelerde, iktidara taşıdıkları siyasi partileri inşa
ederlerken, değer yargıları üzerinden propaganda yapmaktadırlar. Daha sonra; Söylem-eylem”
farkını ortaya koyan en önemli pratiği ülkemizde, AKP ile hayata geçirilmiş
olduğunu faiz politikaları ile görmekteyiz.
“Siyasal İslam” hareketlerinin geçmişte faiz
karşıtlığını güçlü bir propaganda ve kimlik unsuru olarak kullanıp, iktidar
pratiğinde ise yüksek faizli veya faiz merkezli ekonomik düzenlerle karşı
karşıya kalmaları; yalnızca ekonomi politikasıyla değil, sosyal psikoloji,
siyasal iletişim ve devlet yönetimi açısından da incelenmesi gereken bir
konudur. Bu meseleyi birkaç katmanda değerlendirmek gerekir.
Sosyal
Psikoloji Açısından: İdeal ile Gerçeklik Çatışması; Burada en önemli kavramlardan biri, bilişsel
çelişki (cognitive dissonance), grup aidiyeti, lider bağlılığı, kimlik siyaseti
olur.
Bilişsel Çelişki; Bir hareket uzun yıllar, “faiz
haramdır” “faiz ekonomiyi çökertir” “mevcut düzen faiz lobisinin düzenidir” gibi söylemler üretirse, destekçiler
zihinsel olarak şu inancı kurar: “İktidara gelirlerse faiz düzeni değişecek.”
Ancak iktidar pratiğinde, yüksek faiz, kredi genişlemesi, tüketim
ekonomisi, borçlanma sistemi, bankacılık bağımlılığı devam ettiğinde
ciddi bir psikolojik çelişki oluşur.
Bu durumda taraftarların bir kısmı: söylemi yeniden
yorumlar, sorumluluğu dış güçlere yükler, “mecburiyet” anlatısına yönelir,
lideri değil sistemi suçlar. Bu, sosyal
psikolojide “grup kimliğini koruma refleksi” olarak açıklanır.
Kimlik Siyaseti ve Ekonomik Gerçeklik; Birçok ideolojik hareket iktidara
gelmeden önce, ahlaki söylem, ideal toplum tasarımı, dini referanslar üzerinden
mobilizasyon sağlar. Ancak devlet yönetimi başladığında, küresel finans
sistemi, sermaye hareketleri, döviz bağımlılığı, dış borç, yatırım ihtiyacı gibi yapısal gerçekliklerle karşılaşılır.
Modern kapitalist sistem içinde tamamen “faizsiz” bir
ekonomik model kurmak son derece zor hale gelir. Bu yüzden birçok hareket, ideolojik
söylem ile teknik ekonomi yönetimi arasında sıkışır.
Bu yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Örneğin: Müslüman
Kardeşler (Muslim Brotherhood) çizgisindeki hareketlerde, Iran’ın devrim
sonrası ekonomi modelinde, Körfez ülkelerindeki İslami finans uygulamalarında,
benzer gerilimler görülmüştür.
Sosyal
Politika Açısından: Faiz Düzeni Neden Devam Eder? Modern devletlerin sosyal
politikaları büyük ölçüde, kredi sistemi, kamu borçlanması, merkez bankacılığı,
konut kredileri, tüketici finansmanı üzerine kuruludur. Özellikle gelişmekte
olan ülkelerde; büyüme modeli çoğu zaman borçlanmaya dayanır. İnşaat ekonomisi
krediyle döner. Özel sektör yatırımını faizsiz sürdüremez. Devlet bütçesi
borçlanma olmadan zorlanır. Dolayısıyla
“faizi tamamen kaldırmak” slogan düzeyinde kolay görünse de pratikte, finansal
daralma, yatırım kaybı, işsizlik, sermaye kaçışı, enflasyon baskısı
oluşturabilir.
Bu nedenle hükümetler çoğu zaman: ideolojik söylemde
faiz karşıtı, uygulamada ise faiz sistemine entegre bir çizgiye kayar.
Propaganda
ve Siyasal İletişim Boyutu; Faiz karşıtlığı yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda
güçlü bir semboldür. Çünkü: ahlaki üstünlük hissi üretir, “mazlum halk vs elit
finans çevreleri” anlatısı kurar, dini duyarlılığı mobilize eder, ekonomik
sorunları kişiselleştirmeyi kolaylaştırır. Bu nedenle siyasette “faiz” bazen
teknik bir ekonomi kavramından çok, kültürel, ideolojik, duygusal bir sembole
dönüşür. Özellikle kriz dönemlerinde: “faiz lobisi” “küresel finans çevreleri” ,“dış
ekonomik saldırı” gibi söylemler
toplumsal mobilizasyon aracı olarak kullanılabilir.
Destekçi
Tabanında Oluşan Tepkiler; Zaman içinde üç farklı psikolojik/siyasal reaksiyon oluşabilir:
Sadakat Devamı; Bir grup:lider merkezli düşünmeye
devam eder, uygulamaları “zorunlu geçiş dönemi” olarak görür.
Sessiz Hayal Kırıklığı; Bir grup:ideallerin
gerçekleşmediğini düşünür, fakat aidiyet nedeniyle açık kopuş yaşamaz.
İdeolojik Kopuş; Bazıları ise: hareketin faydacı,
sistemle bütünleştiğini, ilkelerini terk ettiğini düşünerek ayrışabilir. Bu
süreç tarih boyunca birçok ideolojik harekette görülmüştür.
Türkiye
Özelinde Tartışmanın Derinliği; Türkiye’de mesele yalnızca “faiz” değildir. Tartışma
aynı zamanda, modernleşme, kapitalizm, dini meşruiyet, devlet yönetimi, küresel
sisteme bütünleşme, muhafazakâr orta sınıfın yükselişi ile bağlantılıdır. Özellikle
2000’lerden sonra, muhafazakâr sermaye büyüdü, krediye dayalı tüketim arttı,
konut ve inşaat ekonomisi genişledi, katılım bankacılığı gelişti ama klasik
bankacılık da büyümeye devam etti. Bu durum, “faiz karşıtı söylem” ile“ finansal
kapitalizm pratiği” arasındaki çelişkiyi daha görünür hale getirdi.
Siyasal hareketler muhalefetteyken çoğu zaman, idealler,
semboller, ahlaki söylemler üzerinden güç kazanırlar. İktidarda ise, devlet
kapasitesi, küresel ekonomi, piyasa gerçekleri, toplumsal beklentiler onları faydacı
politikalara iter. Faiz tartışması da Türkiye’de, dini hassasiyet, ekonomik
zorunluluk, kimlik siyaseti, küresel kapitalizm arasındaki gerilimin önemli
örneklerinden biridir. Bu yüzden konu yalnızca “faiz arttı mı azaldı mı?” meselesi
değil; aynı zamanda: ideolojinin iktidarla ilişkisi, seçmen psikolojisi,
ekonomik bağımlılık, modern devletin sınırları meselesidir.
En açık şekliyle; efendimizin veda hutbesinde
yasaklandığını ifade ettiği faiz(Riba), İslamcı olduğunu beyan ederek iktidara
gelmiş bir siyasi partinin ahlaki problemidir. Zira giderek fakirleşen bir
yapıya karşılık, zenginleşen bir partili gurubun İslam’a verdiği zararın,
görülmesi bakımından çok önemsenmesi gerekmektedir. Toplumun İslam’dan
uzaklaşmasının temelinde, bu ikiyüzlülük var olduğunu düşünüyorum.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR