Bu soru, günümüz Türkiye siyasetindeki en tartışmalı başlıklardan biridir ve tek cümlelik kesin bir cevap vermek yerine; “parti devleti”...
Bu soru, günümüz Türkiye siyasetindeki en tartışmalı
başlıklardan biridir ve tek cümlelik kesin bir cevap vermek yerine; “parti
devleti” kavramını tanımlayıp, farklı görüşlerin dayandığı olguları birlikte
değerlendirmek daha sağlıklı olur.
Önce kavramı netleştirelim: “Parti devleti” ne
demektir? “Parti devleti”, devlet kurumlarının tarafsızlığını kaybedip
belirli bir siyasi partinin çıkarlarıyla bütünleşmesi durumudur. Genellikle şu
göstergeler üzerinden tartışılır. Bürokrasi ve kamu kadrolarında partizanlaşma,
Yargının bağımsızlığı tartışmaları, Medya üzerinde yoğun siyasi etki, Devlet
kaynaklarının parti lehine kullanılması iddiaları, Lider merkezli yönetim,
Kuvvetler ayrılığının zayıflaması Seçimlerin sürmesi ama rekabet eşitliğinin azalması.
Bu kavram akademik olarak “rekabetçi otoriterlik”, “hibrit rejim”, “çoğunlukçu
demokrasi” gibi modellerle de ilişkilendirilir.
AKP’yi
eleştiren görüş ne diyor?
AK Parti karşıtı veya eleştirel çevreler, özellikle
2010 sonrası dönemde Türkiye’nin giderek “parti-devlet bütünleşmesine”
yöneldiğini savunuyor. Dayandıkları başlıca noktalar şunlar: Cumhurbaşkanlığı
Sistemi ve Güç Yoğunlaşması, 2017 anayasa değişikliğiyle yürütme gücünün
büyük ölçüde Cumhurbaşkanında toplanması eleştiriliyor.
Eleştirenlere göre: Meclis denetimi zayıfladı,
Bakanlar teknokratlaştı, Karar alma süreci merkezileşti. Destekleyenler ise
bunun “koalisyon krizlerini bitirdiğini” savunuyor.
Bürokrasi ve Kadrolaşma
Tartışmaları; Muhalefet;
kamu kurumlarında, üniversitelerde, belediyelerde, devlet şirketlerinde,
parti sadakatinin liyakatin önüne geçtiğini iddia ediyor. AK Parti ise:
eski vesayetçi bürokrasinin tasfiye edildiğini, halk iradesine bağlı yeni
kadroların oluştuğunu savunuyor.
Yargı Bağımsızlığı Tartışmaları; Eleştiriler özellikle: HSK yapısı,
yüksek yargı atamaları, siyasi davalar, gazeteci ve muhalif soruşturmaları
üzerinde yoğunlaşıyor. İktidar ise: yargının bağımsız olduğunu, FETÖ sonrası güvenlik riskleri nedeniyle
sert tedbirlerin zorunlu hale geldiğini ifade ediyor.
Medya Yapısı; Türkiye’de ana akım medyanın büyük
bölümünün hükümete yakın sermaye yapıları içinde bulunması sık tartışılıyor.
Eleştirenler: medya çoğulculuğunun azaldığını, iktidar tarafı ise:
geçmişte medya elitlerinin siyaseti yönlendirdiğini, bugün daha dengeli bir
tablo oluştuğunu savunuyor.
Devlet–Parti–Lider Bütünleşmesi
Algısı; Cumhurbaşkanının
aynı zamanda parti genel başkanı olması, bazı kesimlerde “devlet ile parti
sınırlarının bulanıklaştığı” eleştirisini doğuruyor. Buna karşılık
destekleyenler: bunun ABD tipi başkanlık mantığına yakın olduğunu, seçilmiş liderin siyasal sorumluluk
taşımasının doğal olduğunu söylüyor.
Peki,
gerçekten “parti devleti” oldu mu?
Bu noktada üç farklı yaklaşım var: “Evet, büyük
ölçüde oldu” görüşü Bu görüşe göre: kurumların tarafsızlığı zayıfladı,
devlet mekanizması siyasal merkeze bağlandı,
kuvvetler ayrılığı aşındı. Bazı uluslararası demokrasi endeksleri de
Türkiye’yi “tam demokrasi” kategorisinden uzak göstermektedir.
“Hayır, ama
güçlü iktidar var” görüşü; Bu yaklaşım şunu savunur: Türkiye’de hâlâ çok partili seçimler var,
muhalefet belediyeleri kazanabiliyor, iktidar seçim kaybedebiliyor, toplumsal
muhalefet sürüyor. Dolayısıyla klasik
anlamda tek parti devleti olmadığı belirtiliyor.
“Geçiş sürecinde hibrit model” görüşü; Bazı siyaset bilimciler Türkiye’yi:
ne tam liberal demokrasi, ne de tam otoriter sistem, olarak tanımlıyor. Bu
modele göre Türkiye: seçimli, rekabetli, fakat devlet gücünün iktidar
lehine yoğunlaştığı, bir “hibrit rejim” görüntüsü veriyor.
Türkiye
açısından asıl kritik mesele nedir?
Asıl mesele sadece hangi partinin iktidarda olduğu
değil, kurumların dayanıklılığıdır.
Bir ülkede: yargı bağımsızsa, medya çoğulcuysa, kamu
liyakatle çalışıyorsa, Meclis etkiliyse, seçim rekabeti adilse, iktidarlar değişse bile sistem ayakta kalır. Ama
kurumlar zayıflarsa, hangi parti gelirse gelsin “güç merkezileşmesi” eğilimi
oluşabilir.
Türkiye’de
tartışmanın temel kırılması; Türkiye’de bu tartışma aslında iki büyük tarihsel
korkunun çatışmasıdır: muhafazakâr kesim; eski vesayet düzeninin geri gelmesi,
seküler/muhalif kesim; tek merkezli otoriteleşme olarak, AKP siyaseti büyük ölçüde bu iki
eksenin çatışması içinde şekillendi.
“AKP, Türkiye’yi bilinçli şekilde parti
devletine dönüştürmek istiyor” ifadesi siyasi bir yorumdur; kesinleşmiş nesnel
bir gerçek olarak değil, yorum olarak değerlendirilir.
Ancak şu da bir gerçektir: Türkiye’de son 15 yılda
yürütme gücü ciddi biçimde merkezileşti, kurumların tarafsızlığı konusunda
yoğun tartışmalar oluştu, devlet ile iktidar arasındaki, sınırların
bulanıklaştığına dair güçlü eleştiriler ortaya çıktı.
Buna karşılık: seçimlerin devam etmesi, muhalefetin
büyükşehirleri kazanabilmesi, farklı siyasi aktörlerin hâlâ rekabet edebilmesi,
Türkiye’nin klasik tek parti rejimi tanımına tam olarak uymadığını gösteriyor.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR