Bu soru, aslında tek cümlelik bir “niyet okumadan” çok daha karmaşık bir jeopolitik dinamiğe işaret ediyor. ABD ve İsrail’in bilinçli bi...
Bu soru, aslında tek cümlelik bir “niyet okumadan” çok
daha karmaşık bir jeopolitik dinamiğe işaret ediyor. ABD ve İsrail’in
bilinçli bir şekilde İran’ı “kahramanlaştırmak” gibi açık bir stratejisi görünmüyor,
ancak uyguladıkları bazı politikalar istemeden İran’ın bölgede “direniş
sembolü” olarak algılanmasına katkı sağlayabilir.
Bunu daha net görmek için konuyu üç katmanda
açıklayalım, ABD–İsrail’in Gerçek Stratejik Hedefi İran’ın nükleer
silah edinmesini engellemek, İran’ın bölgesel nüfuzunu (Irak, Suriye,
Lübnan, Yemen) sınırlamak. Özellikle İsrail için,güvenlik tehditlerini
minimize etmek…
ABD ve İsrail’in gerçek önceliği; Bu iki aktörün temel hedefleri daha
somut: İran’ın nükleer kapasitesini
sınırlamak, Bölgesel etkisini (Suriye, Lübnan, Yemen gibi alanlarda) azaltmak, Kendi
güvenliklerini garanti altına almak. Bu hedefler doğrultusunda yapılan: yaptırımlar, askeri baskı, vekil güçlere karşı
operasyonlar… Bazı durumlarda İran’ın söylemini güçlendirebilir.
Bu hedefler doğrultusunda kullanılan araçlar, Ekonomik
yaptırımlar, Askeri caydırıcılık İstihbarat operasyonları, Vekil güçlere karşı mücadele,
Yani “kahraman yaratmak” değil, “rakibi zayıflatmak ve sınırlandırmak”
ana amaçtır.
Burada kritik nokta şu; ortaya çıkan bazı politikalar ters
etki (blowback) üretir. Bu durum; Fars ve Sasanilerin devlet aklını ve
kültürlerini iyi tanımakla anlaşılabilir. Zira bölgede komşu kültürler
arasında, şımarık, aykırı ve anlaşılmaz tutumları ile bilinirler. Bu gün
bölgede; İsrail ve ABD vasıtası ile uğradıkları muamele, gelecekte bölgede ABD
ve İsrailin birlikte temsil edecekleri
bir birlikteliğe dönüşebilir mi? Bunu savaşın genel gidişatı ve neticesi
gösterecektir. Bunun zeminini oluşturacak emareler var.
Sert yaptırımlar, İran halkında “dış düşmana karşı
birlik” duygusu oluşturabilir Askeri tehditler, İran yönetiminin “direniş
söylemini” güçlendirir. Bölgesel çatışmalar, İran’ı “mazlum ama direnen
aktör” gibi gösterebilir. Bu durum özellikle Orta Doğu kamuoyunda şu algıyı
besler; “İran, ABD ve İsrail’e karşı duran tek güç” Bu algı, İran’ın bilinçli propaganda
stratejisiyle de desteklenir.
İran’ın Bu Algıyı Bilinçli
Kullanması, İran bu
durumu pasif şekilde yaşamaz, aktif biçimde kullanır: “Direniş ekseni” söylemi
(Hizbullah, Hamas, vs.) Filistin meselesini sahiplenme, ABD ve İsrail
karşıtlığını ideolojik araç haline getirme…
Bu sayede İran, Bölgesel meşruiyet kazanır, Kendi iç
kamuoyunu konsolide eder, Asimetrik gücünü artırır.
Kasıt mı, Yan Etki mi? Net ayrım şudur; Kasıtlı strateji,
İran’ı kahraman yapmak, Hayır. Yan etki, Uygulanan baskı
politikalarının İran’ı güçlendiren algı üretmesi, Evet, zaman zaman…
Daha Derin Stratejik Okuma ise, Aslında burada daha ince bir ihtimal
de vardır: ABD ve İsrail için “kontrollü düşman” bazen tamamen çökmüş
bir devletten daha öngörülebilir olabilir. İran’ın tamamen çökmesi: Kaos,
Radikal grupların yükselişi, Enerji krizleri doğurabilir. Bu yüzden: Amaç “yok etmek” değil, kontrol
altında tutmak olabilir.
ABD ve
İsrail’in bilinçli şekilde “İran’ı kahraman yapalım” gibi bir stratejisi yok.
Ama uyguladıkları politikalar bazı koşullarda: İran’ın propaganda gücünü
artırabilir, Bölgesel algıda İran’ı daha güçlü ve dirençli gösterebilir
Bu yüzden
ortaya çıkan tablo şu: Niyet, Zayıflatmak, Yan etki; Bazen
güçlendirmek (algı düzeyinde).
Bu denklemde; ABD – İsrail, Baskı kurar, İran, Direniş
anlatısı üretir, Bölge halkı, Bu çatışmayı “adalet vs güç” şeklinde okuyabilir.
Ve sonuçta, İran bazen, istemeden de
olsa “kahraman” gibi algılanabilir. Zira bölgede var olmakta irade ortaya koyan
Türk varlığına karşı bir yeni dünya gücünün ön alma operasyonu olarak
değerlendirilmektedir.
Gelecekte, İran- Hindistan ve İsrail işbirliği ile
ilgili bir varsayımı, bölgede etki alanı yaratır ise şaşmamalıyız.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR