Türkiye’nin antisemitizm ile İslamofobi arasında denge kurması, yalnızca bir “etik tutum” değil; aynı zamanda dış politika esnekliği, iç...
Türkiye’nin antisemitizm ile İslamofobi arasında denge
kurması, yalnızca bir “etik tutum” değil; aynı zamanda dış politika
esnekliği, iç toplumsal barış ve küresel konumlanma açısından stratejik bir
gerekliliktir. Bu dengeyi kurmak için birkaç katmanlı bir yaklaşım gerekir:
Temel esas, ya da, kritik ayrım: İsrail politikalarını
eleştirmek meşru, Yahudilere yönelik genelleme antisemitizm, Batı’daki İslam
karşıtı politikaları eleştirmek meşru, tüm Batı’yı “İslam düşmanı” görmek indirgemeci…
Türkiye bu ayrımı resmî söylemde net ve sürekli vurgulamalıdır.
Türkiye’nin elinde güçlü bir tarihsel referans var: Osmanlı
İmparatorluğu’nun farklı dinleri birlikte yaşatma pratiği… 1492 İspanya'dan
Yahudilerin sürgünü sonrası Yahudilere kapı açılması. Bu miras: “medeniyetler
arası köprü” söylemini güçlendirir, hem antisemitizm hem İslamofobi karşıtı normatif
zemin sağlar. Ancak İsrail’in soykırımcı politikaları bu alternatifi yok
etmektedir.
Dış
politikada denge stratejisi bakımından değerlendirdiğimizde, çok yönlü
diplomasi için Türkiye: İsrail ile ilişkileri tamamen
koparmadan, Filistin meselesinde
aktif destek vererek “ikili denge” kurabilir. Bu model: Arabuluculuk kapasitesini artırır, uluslararası meşruiyet kazandırır.
Norm temelli söylemde, Türkiye’nin dili şu olmalı: İnsan
hakları, uluslararası hukuk, sivil halkın korunması… Bu,
kimlik temelli değil ilke temelli pozisyon sağlar.
İç
politikada dengede, Nefret söylemine karşı net sınır getrirebilmelidir. Antisemitizm
ve İslamofobi eş zamanlı reddedilmeli,
Hukuki ve toplumsal yaptırımlar dengeli uygulanmalı
Eğitim ve anlatı politikası; Tarih anlatısında: Yahudi ve
Müslüman birlikte yaşam örnekleri vurgulanmalı, Komplo teorileriyle mücadele
edilmelidir.
Medya dilinde, Kriz dönemlerinde kullanılan dil
kritik: genelleme yerine spesifiklik, kimlik yerine politika
odaklı eleştiri getirilmelidir.
Jeopolitik fırsat: “dengeleyici aktör” rolü Türkiye bu iki söylem arasında doğru konumlanırsa:
Arabulucu güç olabilir, Batı ile İslam dünyası arasında köprü, Yumuşak
güç kazanır, Kültürel ve diplomatik etki artar
Çok kutuplu dünyada avantaj sağlar, Taraf olmak yerine denge kuran aktör
olur. Riskler (denge kurulamazsa)
Tek taraflı algı riski Sadece bir söyleme yakın görünmek, uluslararası
güven kaybı doğar.
İç kutuplaşma, Kimlik temelli gerilimlerin artmasına
neden olabilir.
Dış politika daralması, Manevra alanının kaybı olur.
Sonuç olarak, Türkiye için en rasyonel model: “İlke temelli,
çok yönlü ve dengeli yaklaşım”
Bu şu anlama gelir: Antisemitizme karşı net duruş, İslamofobiye
karşı aynı netlik, Ama her iki konuda da politik eleştiri ile kimlik
düşmanlığını ayıran bir dil oluşturulmalıdır.
Türkiye’nin denge stratejisi şu üçlü üzerine
kurulabilir: Adalet (hukuk), Denge (diplomasi), Ayrım (kimlik/politika)…
böylece sonsuza kadar yaşama iradesindeki Türlk milleti,diplomasi yoluyla
düşman edinmek ile, diplomasiyi dost edinme teamülü olan bir milli politikanın
sahibi kabul edilsin. Dünyanın kriz yaşadığı bölge ve ulusları için barışın
güvenilir milleti olsun.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR