Mike Huckabee, ABD'nin İsrail Büyükelçisi olarak, Orta Doğu'daki İsrail'in egemenlik iddialarını savunmuştur. Huckabee, İsra...
Mike
Huckabee, ABD'nin İsrail Büyükelçisi olarak, Orta Doğu'daki İsrail'in egemenlik
iddialarını savunmuştur. Huckabee, İsrail'in Ortadoğu topraklarında hak sahibi
olduğunu iddia eden ifadelerde bulunmuş ve bu görüşü, Türkiye dâhil birçok Arap
ülkesi tarafından tepki almıştır. Bu görüşler, Arap ülkeleri arasında
diplomatik bir tartışma yarattı ve Huckabee'nin açıklamaları, bazı Arap
devletlerinin egemenliğine yönelik tehditler olarak değerlendirildi. Bu
çerçeveden hareket ederek ABD İsrail ne yapmak istiyorlar? Mike Huckabe ve
ABD-İsrail çizgisi üzerinden stratejik bir okuma yapmalıyız.
Öncelikle
kavramsal bir çerçeve çizmek gerekir: ABD’nin İsrail politikası tek bir kişiye
indirgenemez. Ancak Mike Huckabee gibi isimlerin söylemleri, Washington’daki
belirli ideolojik ve stratejik damarların dışa vurumu olarak okunabilir. Bu
bağlamda soru şu hale gelir:
ABD ve İsrail, Orta Doğu’da nasıl bir düzen kurmak
istiyor olabilir? Aşağıda bu soruya üç düzeyde (ideolojik, güvenlik-stratejik
ve jeopolitik) analitik bir cevap sunuyorum.
İdeolojik düzlem; “tarihsel hak” ve egemenlik
söyleminin değerlendirilmesi, meselenin tarihi alt yapısını bilmek gerekir. Huckabee
gibi Evanjelik-muhafazakâr çevrelerin savunduğu görüşler genellikle şu üç
argümana dayanır: İsrail’in “tarihsel/teolojik hakları”,Güvenlik gerekçesiyle
sınır genişliği, Filistin devlet modeline mesafeli yaklaşım
Bu çizgi, özellikle Batı Şeria (Yahudiye–Samiriye
olarak adlandırılan bölge) üzerindeki İsrail egemenliğini meşrulaştırma
eğilimindedir.
Bu yaklaşımın hedefi ne olabilir? İki devletli çözüm
yerine fiilî ilhakı normalleştirmek, Bölgesel diplomatik baskıyı zamanla
aşındırmak, Arap devletlerinin tepkisini yönetilebilir seviyede tutmak Ancak bu
yaklaşım Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerde “bölgesel
sınır güvenliği” hassasiyetini tetiklemektedir.
Güvenlik-stratejik düzlemde israilin “çevre güvenlik
doktrini” düzleminde ele alındığında, İsrail’in temel güvenlik öncelikleri: İran’ın
bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması, Hizbullah ve Hamas kapasitesinin
zayıflatılması, Suriye sahasında askeri üstünlük, Gazze’nin askeri tehdit
olmaktan çıkarılması
ABD bu noktada İsrail’in: Askeri üstünlüğünü garanti
eden güç, BM ve uluslararası platformlarda siyasi koruyucu, Bölgesel
normalleşme sürecinin (Abraham Accords) destekçisi konumundadır.
ABD’nin burada temel amacı: Bölgeyi Çin–Rusya eksenine
kaptırmadan, İsrail merkezli güvenlik mimarisini korumak.
Jeopolitik düzlemde, ortadoğunun yeniden dengelenmesi,
ABD açısından Orta Doğu artık: Enerji merkezli değil, Çin rekabeti merkezlidir.
Bu nedenle Washington’un hedefi: İsrail–Arap
normalleşmesini artırmak, İran’ı çevrelemek, Türkiye’nin bağımsız manevra
alanını sınırlamak, Doğu Akdeniz enerji–askeri hattını İsrail merkezli
yapılandırmak. Bu çerçevede sert egemenlik söylemleri, bir “maksimum pazarlık
pozisyonu” olarak da okunabilir.
ABD- İsrail gerçekten ne yapmak istiyor? Olası senaryolar;
Fiilî İlhakın Normalleştirilmesi, Batı Şeria’da kademeli egemenlik
genişletme. Filistin Dosyasının Dondurulması, Statükonun uzun süreli
korunması. Bölgesel Bloklaşma, İran karşıtı İsrail–Arap–ABD güvenlik
ekseni. Kontrollü Kaos Stratejisi, Düşük yoğunluklu çatışmanın
sürdürülmesiyle güvenlik bağımlılığı yaratmak.
Türkiye açısından riskli yönlerini izlediğimizde; Türkiye’nin
hassasiyetleri: Kudüs statüsü, Filistin devlet modeli, Sınır değişmezliği
ilkesi, Bölgesel güç dengesi.
Eğer İsrail’in egemenlik iddiaları genişlerse: Türkiye–İsrail
ilişkileri yeniden gerilebilir, Arap kamuoyunda radikalleşme artabilir, İran
daha fazla meşruiyet kazanabilir. Bu da ABD’nin bölgeyi istikrara kavuşturma
hedefiyle çelişir.
ABD ve İsrail’in temel amacı: İsrail’in askeri
üstünlüğünü kalıcılaştırmak ve İran’ı dengelemek. Ancak yöntem konusunda iki
farklı çizgi var: Realist çizgi, Kontrollü diplomasi, normalleşme İdeolojik
çizgi, Tarihsel hak, egemenlik genişlemesi Huckabee’nin söylemleri ikinci
çizginin daha görünür hale geldiğini gösteriyor olabilir; fakat ABD devlet
politikası her zaman bu kadar tek boyutlu değildir.
Bu stratejide, Türkiye görünmeyen hedef olduğu için;
“sınırlarınız tehlikeye girdiğinde, sınırlarınızı genişletin” Hun-Türk hakanı, Atilla’nın
stratejisi gündeme gelmelidir.
Nesim
Yalvarıcı
YORUMLAR