Rusya, batının nihai kararından sonra, Türk milletine yıkıcı, öldürücü darbeyi vurmak görevini Ortodoks Hristiyan dünyasının tek temsilc...
Rusya, batının nihai kararından sonra, Türk milletine
yıkıcı, öldürücü darbeyi vurmak görevini Ortodoks Hristiyan dünyasının tek
temsilcisi olduğunu beyan edebileceği, ya da sergileyebileceği siyasetler
peşindedir. Çarların düşü olan; “İstanbul’u almak” Rusların da milli ülküsüdür.
Meseleye öylece bakmak, belki de zihnimizdeki Rusların anlaşılabileceğini
sağlamaya yardımcı olacaktır.
Türkiye açısından Rusya’yı yalnızca bir tehdit ya da
yalnızca bir müttefik olarak görmek yanıltıcı olur. Rusya, hem güvenlik
riskleri hem de stratejik işbirliği fırsatları sunan çok boyutlu bir aktör
olarak değerlendirilmelidir.
Jeopolitik rekabet ve riskler yönüyle ele alındığında;
Karadeniz güvenliği: Rusya’nın Ukrayna savaşı ve Karadeniz’deki askeri
varlığı, Türkiye’nin deniz güvenliği ve Montrö Sözleşmesi uygulamaları
açısından kritik bir baskı oluşturuyor.
Suriye ve Kafkasya: Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı ve Güney
Kafkasya’daki nüfuzu, Türkiye’nin sınır güvenliği ve bölgesel çıkarlarıyla
doğrudan kesişiyor.
Enerji bağımlılığı: Türkiye’nin doğalgaz ve nükleer enerji projelerinde
Rusya’ya bağımlılığı, ekonomik güvenlik açısından stratejik bir kırılganlık
yaratıyor.
İşbirliği alanları bakımından; Enerji ve ticaret:
Akkuyu Nükleer Santrali ve doğalgaz anlaşmaları, Türkiye’nin enerji arz
güvenliği için Rusya ile işbirliğini zorunlu kılıyor. Savunma sanayii:
S-400 alımı gibi örnekler, Türkiye’nin NATO ile ilişkilerinde tartışmalı olsa
da Rusya ile savunma işbirliğinin mümkün olduğunu gösteriyor.
Çok kutuplu sistemde denge: Türkiye, Batı ile ilişkilerini
sürdürürken Rusya ile de işbirliği yaparak küresel düzeyde statüsünü
pekiştirmeye çalışıyor.
Avrupa ve NATO
bağlamında değerlendirildiğinde; Avrupa güvenlik dinamiklerinde Rusya’nın rolü,
Türkiye’yi hem NATO’nun doğu kanadında kritik bir aktör yapıyor hem de AB ile
ilişkilerinde stratejik önem kazandırıyor. Washington’un değişken tutumu
nedeniyle Avrupa’nın kendi güvenliğini artırma çabaları, Türkiye’nin Rusya ile
ilişkilerini daha dikkatli yönetmesini gerektiriyor.
Karşılaştırmalı bir tablo ile değerlendirdiğimizde,
Türkiye açısından Rusya’nın iki yüzü mevcut olduğunu görebiliyoruz. İlişkilerin
boyutlarını, risk(tehdit) ve fırsatlar(işbirliği) yönüyle ele aldığımızda;
Karadeniz de, askeri baskı, Ukrayna savaşı, Montrö
üzerindeki diplomatik denge…
Enerji; doğalgaz bağımlılığı, Akkuyu nükleer, enerji
arz güvenliği…
Suriye/Kafkasya; Çatışma alanlarında rekabet, Ortak
diploması kanalları,
Savunma NATO ile gerilim,S400 gibi alternatif
işbirliği.
Küresel statü; batı gerilim riski, çok kutuplu sistem
denge arayışı
Kritik noktalar ve dikkat edilmesi gerekenlere
baktığımızda;
Aşırı bağımlılık riski: Enerji ve savunma alanında Rusya’ya
fazla bağımlılık, Türkiye’nin stratejik özerkliğini zayıflatabilir.
Çifte denge politikası: Türkiye’nin hem Batı hem Rusya ile
ilişkilerini dengelemesi, güvenlik açısından en gerçekçi strateji olarak öne
çıkıyor.
Uzun vadeli güvenlik: Karadeniz ve Kafkasya’daki
gelişmeler, Türkiye’nin NATO içindeki rolünü daha da kritik hale getiriyor.
Türkiye, Rusya’yı güvenlik açısından “çifte
karakterli” bir aktör olarak görmeli: hem dikkatle yönetilmesi gereken bir risk
kaynağı, hem de enerji, ticaret ve diplomasi alanında işbirliği fırsatları
sunan bir partner. Bu dengeyi korumak, Türkiye’nin güvenliği için en akılcı
yaklaşım olacaktır.
Nesim Yalvarıcı
Kaynaklar: Güvenlik Bilimleri Dergisi Türkiye Gazetesi
– MİA Analizi M5 Dergi – Avrupa’da Güvenlik Dinamikleri
YORUMLAR