İsrail, Siyonistlerce idare edilen ve İbrani oğullarının nihai hedefi olan “arz-ı mevut” idealinin tahakkuk etmesini düşünmektedirler. ...
İsrail, Siyonistlerce idare
edilen ve İbrani oğullarının nihai hedefi olan “arz-ı mevut” idealinin tahakkuk
etmesini düşünmektedirler.
Bu gün yaşanan olayların, geri
planında İsrail’in hedef ve manevrasına zemin hazırlayan bir görüntü vardır. Aynı
zamanda, yapacakları zulüm, işkence ve katliamlar için meşruiyet zemini oluşturulmaktadırlar…
İsrail, Filistin’de işgale
başladığı günden beri, sürekli olarak genişleme politikalar izlemektedir. Uluslararası
hukuka aykırı bir şekilde ilhak edilen toprakları, ne azık ki, uluslararası
hukuku yazan batılı küresel devletlerin desteği ile yürütülmektedir.
Küresel güçlerden yana eli güçlü
olan İsrail, kendi yerleşimcilerine yer açmak üzere, ilhak politikalarını
sadece batı Şeria ve Gazze ile sınırlandırmamış, birleşmiş milletlerin,181, 242
ve 338 sayılı kararlarına aykırı olarak Kudüs’ü de uygulamalarına almıştır.
İslam’ın kutsal saydığı mekâna da göz dikmiştir.
Siyonistler; dini, tarihi ve
kültürel tezler ileri sürerek kentin binlerce yıllık İslam(ve kısmen
Hristiyanlık)geleneğini silmek üzere işaret edilen sistemli politikalar
yürütmektedirler. Uygulamaya koyduğu idari ve sosyal değişikliklerle kenti
tamamen bir Yahudi kimliğine dönüştürmeyi hedeflemek üzere işgal devleti
İsrail, Lahey düzenlemeleri(md 439ve Cenevre Konvansiyonu’na (Md. 64) göre, Doğu
Kudüs’te egemen yasa koyucu gibi davranmayacağı ve kendi hukukunu
zorlayamayacağı halde, bütün kent sakinlerine karşı bunu zorla uygulamaktadır.
Bu hususta iki ana eksende
hareket eden Yahudiler; önce Yahudileştirme politikasını esas almakta, daha
sonra da, Müslüman nüfustan arındırmayı politikalarının merkezine almışlardır.
1948 yılında Kudüs’ün batı
kesimini,1967 yılında ise doğu kesimini işgal eden Siyonist rejim için kentin
tam bir Yahudi yerleşimine dönüşmesinde fiziki görünümü büyük önem arz
etmektedir. Bu yeni fiziki yıkım ve yeniden inşa politikaları ile Siyonist
rejim, Kudüs’ü İslami kimliğinden tamamen soyutlamak ve bir Yahudi şehri görünümü
kazandırmak istemektedir.
Bunu yaparken, Müslümanların
değer verdiği mescidi aksa ve müştemilatında ve hinterlandındaki, kültürel
yapılar, (camiler, medreseler, mezarlıklar, surlar, tekkeler ve hanlar) tamamen
yok edilmiş veya asli özellikleri bozulmuştur.
Mağribiler mahallesinin tamamen
yıkılması ve ağlama duvarının önündeki plazanın genişletilmesi, mescidi aksanın
altında havra inşa edilmesi, Burak namazgâhının havraya dönüştürülmesi, “hamam-ül
ayn’ın” yerine “ohel ishak” adının verilen bir havranın inşa edilmesi yıkımın
sadece bir kaçıdır.
Mescidi aksa ve Kubbetü’s-Sahra
var oldukları sürece Kudüs’ün İslami kimliğinin kaybolmayacağı düşüncesi ile
bunları bir tehdit olarak algıladıkları da aşikârdır. Hedef bu bölgeleri
ortadan kaldırmak ve yerlerine, “Davut sitesi”, “Tevrat parkı” gibi yapılar
kazandırmaktır.
İkinci adım; Kudüs’ü
Müslümanlardan arındırmadır. Osmanlının bölgeden çekilmesinden önceki dönemde,
Kudüs’ün nüfusu 40 binden biraz fazla idi. Bu sayının yüzde yetmiş beşi
Müslüman diğerleri ise Yahudi ve Hristiyanlardan oluşmakta idi…
İngilizlerin işgali ile başlayan
süreç, giderek demografik yapının Müslümanlar aleyhine olacak şekilde periyodik
şekilde, baskı, zülüm caydırma ve sindirme politikaları ile Müslümanların
aleyhine dönmüştür.
Bir işgal devleti olan İsrail,
zorunlu sürgün politikaları ile Kudüs kentini Müslümanlardan arındırma hedefine
sistematik bir şekilde sürdürürken, Müslümanların evlerini yıkma oturma izninin
verilmemesi, zorunlu kamulaştırma sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir.
Müslümanların oturma izinlerini keyfi olarak iptal etmeler, çocukların kayıt
işlemleri zorlaştırmaları ve uygulanan sosyal, ekonomik ve psikolojik
baskılarla birlikte hukuki mağduriyetlerle Müslümanların yaşamasını
zorlaştırmaktadırlar. 1967 den buyana 14.500 kişinin oturma izni iptal
edilmiştir.
Kudüs’te, Müslümanları kaçırma
siyasetinin en önemli hususu, İsrail işgal rejiminin Kudüslü Müslümanlara
uyguladığı “Arnona” denilen çok ağır vergilerin olmasıdır. Yaklaşık yüzde
altmış yedilik bir vergi olması, göçü teşvik eden caydırıcı bir uygulamadır.
Müslümanlara ait iş yerlerinde, Arnona vergisi, yıllık 6000 dolara kadar
ulaşmaktadır.
Bu hususun çözümü nedir sorusunun
cevabı maalesef yoktur. Zira işgalci Siyonist İsrail rejimi Müslümanları
istememektedir. Yani Müslümanlardan arınmış bir Filistin arzu edilmektedir.
Çözümsüzlüğü bu sebepledir.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR