ABD’nin devlet hafızasında, kendisinden haraç alan bir millet olan Türk devleti daima potansiyel düşman olarak görülmektedir. Güçlenerek...
ABD’nin devlet hafızasında, kendisinden haraç alan bir
millet olan Türk devleti daima potansiyel düşman olarak görülmektedir.
Güçlenerek bölge ve dünya gücü haline gelmesi, ABD’nin yenemeyeceği bir
kuvvetin varlığı olarak düşünülmektedir. Bundan ötürü Türkiye’nin bağımsızlık politikalar
uygulaması meselesine, sürekli olarak müdahil olacağını görebiliyoruz.
Türkiye’nin bağımsız savunma, bölgesel güç ve çok
yönlü dış politika arayışı, ABD’nin küresel hegemonya ve çevreleme
stratejileriyle çeliştiğinde tehdit işaretleri görünür hâle gelmektedir.
Konuyu bir çok boyutu ile ele aldığımızda:
Askeri güvelik boyutu;
Terör örgütleri ile ilişkiler; PYD/YPG’ye açık
askerî destek (silah, eğitim, istihbarat).Bu yapıların PKK ile organik
bağlarının uluslararası raporlara rağmen göz ardı edilmesi. Türkiye’nin sınır
güvenliğini doğrudan tehdit eden fiilî bir yapı oluşumu. ABD’nin,
Türkiye’nin “kırmızıçizgisi” olan terörle mücadelede karşı pozisyon alması
tehdit işaretidir.
Suriye ve Irak’ta jeopolitik baskı;
Türkiye’yi güneyden çevreleyen yarı-devletçik
projeleri. ABD üslerinin Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde yoğunlaşması.
Türkiye’nin askerî harekâtlarının diplomatik baskıyla sınırlandırılmak
istenmesi. Türkiye’nin hareket alanının daraltılması. NATO içi silah
kısıtlamaları; tehdit olarak algılanmaktadır.
F-35 programından çıkarılma. CAATSA (CAATSA, 'Countering America’s Adversaries Through Sanctions
Act' ifadesinin kısaltmasıdır ve Türkçe’ye 'ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası'
olarak çevrilmektedir. ) yaptırımları. Savunma sanayii tedarik zincirine müdahale. Türkiye’nin savunma kapasitesinin bilinçli
olarak zayıflatılması. Bu durum başlı başına tehdittir.
Siyasi ve
diplomatik boyut;
İç Siyasete
Müdahale Algısı, ABD’li
yetkililerin Türkiye iç siyasetine dair açıklamaları. Seçim süreçlerine dair
“demokrasi” vurgulu dolaylı mesajlar, Bazı muhalif yapılarla temas iddiaları.
Egemenlik alanına yönelik psikolojik ve siyasî baskı olarak tehdittir.
İnsan
hakları ve demokrasi Kartı;
Seçici ve dönemsel eleştiriler. Benzer
sorunlara sahip müttefiklere karşı sessizlik. Baskı aracı olarak normların araç
sallaştırılması. Sinsi bir tehdittir.
Ekonomik ve
finansal boyut;
Finansal
Kırılganlıklar Üzerinden Baskı, Kredi derecelendirme kuruluşları. Dolarizasyon
etkisi. Yaptırım tehditleriyle piyasa manipülasyonu algısı. Ekonomik istikrarın ulusal güvenlik zaafına
dönüştürülmesi. Açık tehdittir.
Enerji ve
ticaret politikaları;
Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan enerji projeleri.
ABD destekli alternatif hatlar. Türkiye’nin enerji merkez ülke olma hedefinin
engellenmesi.
İstihbarat
ve hibrit tehditler;
FETÖ Meselesi, 15 Temmuz sonrası örgüt
mensuplarının ABD’de barındırılması. İade taleplerinin karşılıksız bırakılması.:
Devlet güvenliğini hedef alan bir yapıya dolaylı koruma.
Psikolojik
ve bilgi harbi;
Medya, STK ve akademik ağlar üzerinden algı
yönetimi. Türkiye’nin bölgesel politikalarının “istikrarsızlaştırıcı” olarak
sunulması. Psikolojik tehdittir.
Sosyo-kültürel
ve uzun vadeli riskler;
Kimlik
temelli ayrışmaları besleyen söylemler. Genç nüfus üzerinde Batı merkezli değer
aktarımı yoluyla zihin güvenliği aşındırılması. Toplumsal bütünlüğün uzun vadede
zayıflatılması. Sosyal ve etnografya üzerinden tehdittir.
Genel
değerlendirmeyi bir risk tablosu ile ifade ettiğimizde;
|
Alan |
Tehdit Seviyesi |
|
Terörle
Mücadele, |
Çok Yüksek |
|
Askerî
Kapasite, |
Yüksek |
|
Ekonomik
Baskı, |
Orta-Yüksek |
|
Siyasî
Müdahale, |
Orta |
|
Sosyo-Kültürel
Etki |
Uzun Vadeli |
ABD, Türkiye’yi doğrudan düşman olarak
konumlandırmasa da, bağımsız hareket ettiğinde, bölgesel güç rolü
üstlendiğinde, çok kutuplu dünya (geniş görüşlülük) vizyonunu
benimsediğinde “dengeleyici / sınırlandırıcı / baskılayıcı” bir aktör
olarak davranmaktadır.
Bu da ABD’yi, Türkiye açısından potansiyel ve
dönemsel bir küresel tehdit unsuru hâline getirmektedir.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR