Kerkük- Musul meselesi, Türkiye için duygusallıktan çok, bir hukuk meselesi, bir insanlık meselesi olarak, kültürel, siyasi, askeri ve s...
Kerkük-
Musul meselesi, Türkiye için duygusallıktan çok, bir hukuk meselesi, bir
insanlık meselesi olarak, kültürel, siyasi, askeri ve stratejik ehemmiyeti olan
bir meseledir.
Arka planına
tarihi bir bakış açısıyla baktığımızda, değerlendirmelerimiz daha sağlıklı ve
daha hukuka uygun düşecektir.
Kerkük ve Musul, Osmanlı sonrası dönemde Türkiye–Irak
sınırının çizilmesi sürecinde (1923–1926) Türkiye ile İngiltere arasında en
kritik ihtilaf konularından biri olmuştur.
1926 Ankara Antlaşması ile Musul vilayeti Irak’a
bırakılmış, buna karşılık Türkiye’ye %10 oranında petrol geliri hakkı
tanınmıştır (bu hak 1950’lerde fiilen ortadan kalkmıştır).1984 yılına kadar,
devlet bütçe yaparken, gelirler hanesine muhtemel gelir olarak kaydederdi.
Turgut özal bu duruma son vermek suretiyle bu hakkımızdan vaz geçtiğini kabul
etti.
Bölgede Arap ve Türkmen nüfusun karışık yapısına
son dönemde Kürtlerde eklemlen dirilince, günümüze kadar süren etnik ve
siyasi çekişmeleri derinleştirmiştir.
Kerkük’ün petrol rezervleri (yaklaşık 8 milyar
varil civarında tahmin edilmektedir) bölgeyi yalnızca etnik değil, enerji ve
ekonomi açısından da stratejik hale getirmiştir.
Günümüzde
gelinen noktaya baktığımızda,
Irak merkezi hükümeti (Bağdat) ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi
(IKBY) arasında, Türkiye’nin antlaşmalardan doğan haklarını gerektiği bir
siyasi irade ortaya konmadığı için, Kerkük’ün statüsü hâlâ tam olarak
belirlenememiştir.
2017 IKBY bağımsızlık referandumu sonrası Irak ordusunun Kerkük’ü
kontrol altına alması, Kürt yönetiminin bölgedeki etkisini zayıflatmıştır.
Türkmen toplumu, Türkiye’nin desteklediği bir denge unsuru olarak
varlığını sürdürmekte; ancak siyasal temsil ve güvenlik açısından kırılgan
konumdadır.
ABD ve İngiltere, bölgeyi Irak’ın bütünlüğü içinde istikrarlı tutmak
istemekte; buna karşın İran, özellikle Haşdi Şabi unsurları üzerinden
nüfuzunu genişletmektedir.
Kerkük’te
sorunun bütün boyutları ile bilinmemesi halinde bölgeye sağlıklı bir
değerlendirme yapılamayacağı hakikattir. O halde, stratejik önemine binaen
sorunların boyutlarını bilmemiz gerekmektedir.
Etnik
yönden, Türkmen- Kürt- Arap nüfusun dengesinin sürekli değişimi, yerel çatışma
riskini canlı tutmaktadır.
Enerji
kaynakları yönünden, Kerkük petrolü, Irak’ın ihracat gelirlerinin yaklaşık
%15’ini oluşturmakta; kontrolü ekonomik güç anlamına gelmektedir.
Siyasi
olarak, Irak iç siyasetinde Kerkük, güç paylaşımının sembolü KYB için kimlik,
Bağdat için egemenlik meselesidir.
Bölgesel
olarak, Türkiye, İran ve ABD’nin çıkarlarının kesiştiği bir “mini jeoplotik
alan”” haline gelmiştir.
DEAŞ sonrası
dönemde dahi terör örgütleri ve milis grupları devam etmektedir.
Muhtemel
gelişmelere baktığımızda, kısa vadede öngörülen senaryo;
Kerkük, resmen Irak merkezi hükümeti kontrolünde
kalır.
Türkmenler ve Kürtler sınırlı otonomi ve temsil elde
eder.
Türkiye, enerji hatları ve Türkmen hakları üzerinden
dolaylı nüfuzunu sürdürür. Bu durum %60 ihtimal dâhilindedir. Düşük-orta
düzeyde istikrar, ancak kalıcı çözüm sağlanmaz.
Bölgesel
uzlaşma açısından baktığımızda,
Türkiye, Irak ve IKBY arasında enerji, güvenlik ve
nüfus düzenlemelerine dayalı bir “üçlü mutabakat” oluşturulur.Kerkük yönetimi
karma etnik konsey sistemiyle yeniden yapılandırılır.
Türkmenlerin siyasal temsili garanti altına alınır.
Mevcut duruma göre düşük bir ihtimal vardır.
Uzun vadeli istikrar ve ekonomik bütünleşme sağlar.
Bölünme ve
fiili otonomi senaryolarında; Irak’taki mezhep/etnik gerilimler yeniden
yükselirse Kerkük fiilen bölünebilir: kuzeyi Kürt, merkezi Türkmen, güneyi Arap
kontrolünde kalabilir. Dış aktörlerin (İran, ABD, Türkiye) rekabeti artar.%15’lik
bir ihtimal vardır.
bu durumda, Yeni çatışma dalgaları, petrol akışında kesinti ve bölgesel
güvenlik riski.
Türkiye
açısından değerlendirdiğimizde; Stratejik önceliğimiz, Türkmen nüfusun
güvenliği ve kültürel varlığının korunması. Ekonomik yönden, Kerkük–Yumurtalık
petrol hattının güvenli işletimi. Diplomatik strateji ile baktığımızda, Irak’ın
toprak bütünlüğü vurgusu altında çok taraflı uzlaşma arayışı. Risk faktörü
olarak baktığımızda, İran destekli milislerin Türkmen bölgelerine baskı
kurması. Fırsat açısından değerlendirdiğimizde, Enerji diplomasisi ve yeniden
imar süreçleri üzerinden bölgesel nüfuz artışı.
Kerkük–Musul meselesi, kısa vadede çözülmesi zor,
ancak kontrollü istikrara açık bir dosyadır.
Türkiye’nin dengeli diplomasi ve enerji politikası sayesinde, Türkmenlerin
korunması, enerji güvenliği ve sınır ötesi istikrarın sağlanması yönünde
etkin bir rol oynaması mümkündür.
Uzun vadede bölgenin kaderi, Irak’ın iç bütünlüğü, Türkiye–Irak
ilişkilerinin derinliği ve bölgesel güç rekabetinin seyrine bağlı
olacaktır.
Ancak, milli
hassasiyetten uzak bir iktidarın duyarlılık gerektiren Kerkük meselesinde, ver
-kurtul noktasına daha yakın bir konumdadır. İktidara payende olanlar ise bu
mesele gündemlerinde olmadığını görmek mümkündür. Karamsar bir tablo görüntüsü,
umutsuzluk psikolojisini yaratmaktadır. Bölgede nüfuz kazanan Kürt etnik
yapısı, bünyesine aldığı, Hristiyan ve farklı ekalliyetlerle her gün mevzi
kazanması, Kerkük’te Türkmen yapısının ortadan kaldırılmasına veya etkisiz hale
getirmesinin planlandığını göstermektedir.
Nesim Yalvarıcı
NOT: sonraki
yazım, Kerkük meselesinin boyutları ve çözüm önerileri olacaktır.
YORUMLAR