Küresel emperyalizmin dört koldan sarmaladığı ülkemizi, içeride ve dışarıda uğradığımız bunca taarruzların bertaraf edilmesi zamanı gelm...
Küresel
emperyalizmin dört koldan sarmaladığı ülkemizi, içeride ve dışarıda uğradığımız
bunca taarruzların bertaraf edilmesi zamanı gelmiştir. Bu, mücadele isteyen bir
iştir. Bu mücadelede donanım sahibi olmak, düşmanın gücüne denk, belki de,
ondan daha güçlü olmak gerekecektir. Bir insan silah ve teçhizatla donanmadan
önce zihnen donanmış olması gerekir. Çünkü zihni donanım irade gerektirir.
Tutku ile bağlı bulunduğun bir duygu bütünlüğüne bağlı idealin olması gerekir.
O duygu da, milliyet duygusudur.
Milliyet
ve milliyetçilik, bir duygu meselesidir. Milletinize ait var olan bütün
değerleri ve varlıkları, ruh ve bedeninizle sahiplenmek ona göre yaşamamızı
sürdürme iradesine sahip olmaktır.
Türk
milliyetçiliği ise, “sosyolojik esasları “olan bir temeldedir. Bu konuda,
rahmetli Sadri Maksudi Arsal’ın bir akademik çalışması olan kitabını.(Milliyet
Duygusunun Sosyolojik Temelleri) her Türk milliyetçisi, başucu kitabı
yapmalıdır. Görülecektir ki, Türk milliyetçiliği ile batı temelli “Nasyonality”
farklı temelleri olan düşünce sistemleridirler.
Türk
milleti nasıl ki milletler ailesi içinde müstesna bir yer tutmakta ise, “Türk
milliyetçiliği düşünce sistemi ”de o denli özgün bir düşüncedir.
Çağımızın
en önemli çıkmazlarından biri, fikir hayatına egemen olan Liberal
(bireycilik)anlayışın, var olan bütün felsefi ve ideolojik düşünce sistemlerini
kendi potasına alarak eritmesidir. Kapitalizmi de sosyalizmi de, nasyonalizmi
de kendi düşünce yapısı içinde eriterek etkisizleştirdi. Emperyalist ideoloji
haline geldi.
Vahim
bir durum ise, “İslami hayat” anlayışına, “siyasal İslam” kimliği giydirerek,
temellerinden uzaklaştırmış olmasıdır. Müslümanlar, Emperyalizme boyun eğdikten
sonra, köleleştirilmeye doğru evirilen bir süreci yaşamaktadırlar. Ne acıdır ki,
bunun farkındalığı içinde değillerdir.
Kitleleri
etnik temelli siyasal yapılanmalara ayırarak, ”cahiliye” dediğimiz dönemdeki,
aşiret ve feodaliteyi yeniden hayatımıza kazandırmaları, liberalizmin önemli bir
başarısı olmuştur. “Parçalayarak birleştirme” gibi eşyanın tabiatında olmayan
politikaları, Müslüman coğrafyalarda egemen kılmışlardır. Aşiretçilik,
kabilecilik, tarikat ve cemaatçilik gibi, toplumu hücre hücre bölünmeye
götürmüşler.
Üniversitelerimizin,
düşünce üretmesi, batı dünyasının değerler sistemi ile bütünlük kazanma esasına
dayalı olması, üzerinde yaşadığımız coğrafyalarda ve var olan kültür dokusuna
uygun felsefi, siyasi edebi ve tarihi konularla ilgili özgün düşünce gelişmesi
mümkün olmadığını görüyoruz. Şayet bu sistemin akışını değiştiren bir düşünce
veya öngörü iddia edilirse, akademik değer taşımaması sebebi ile caydırıcı bir
baskı olarak çalışmaların engellendiğini görmekteyiz. Örnek verecek olursak, bu
günkü tıbbi ilimlerde insan bedenine, Hıristiyan- Katolik öğretinin izin
verdiği biçimde müdahale edilebilmektedir. Katoliklerde, ilaç sektörünün kazanç
kapısı haline getirilmiş olması sebebiyle sisteme müdahale ettirmemektedirler.
(Metodisler konusunu yazarken detaylandıracağım bir konudur.)
Biliyoruz
ki, yüksek öğrenim esaslarını kapsayan 2547 sayılı yasa, bir akademisyenin,
“titr” yani “unvan” alabilmesi, batı da bir üniversitenin, batı değerlerine
olan yatkınlığına ve kabulüne göre verilmektedir.
İki
yüz küsur üniversitemizden uluslararası üniversiteler seviyesinde bir sıralama
yapıldığında, ilk bin sayısı içinde, esamisi okunan üniversitemizin olmadığını
görebiliyoruz.
Bilgi
üretemiyoruz, kültürümüz ise medyanın güdülemesi (manipülasyonu) ve yönlendirmesi
ile popüler kültür veya batının “uçta yaşayan” insanlarının hayat tarzı ile
örtüşen, yiyeceklerimiz, giyeceklerimiz, günlük yaşam alışkanlıklarımız,
çocuklarımıza sunulan oyun ve oyuncaklar, batının dayattığı şeylerdir.
Ev
ve barınaklarımızda kullandığımız malzeme ve avadanlıklar, hep yaşantı yoluyla
elde ettiğimiz değerler yani kendi kültürümüz değildir. Hazır bulmuş olduğumuz
veya bize sunulan şeylerdir.
Peki,
ne yapmalıyız?
Evvel
emirde, kendisini Türk milliyetçiliğinin bir ferdi gören her kes, birbirlerine
gönlünü açıp içinde bulunduğu durumun vahametini ve bu vahametten çıkş yolu ile
ilgili müzakere etmelidir. Zinhar ne adla olursa olsun, bir milliyetçi diğer
kardeşi ile münakaşa etmemelidir. Sadece ama sadece müzakere etmelidir. Tercih
ettiğiniz siyasi partinin bağlayıcılığını kırarak, milliyetçilik şemsiyesinin
altında, fikir üretmek durumunda olmalıyız. Aksi durumda, düşman bizi nasılsa
bir araya getirecektir.
İçinde
yaşadığımız coğrafyanın bize sunduğu imkân ve fırsatları değerlendirerek,
ihtiyaçlarımızı karşılayacak özgün ve doğal ürünlerin üretilmesi ile başlayan,
köklerimizden gelen değerlerimizle bütünleştirmek ile başlamak lazımdır. Çünkü
kendi kendimize yetmeye başladığımızda, ihtiyaçlarımızı karşılamak için
dışarıdan alınacak ürünlere ihtiyaç duyulmaması önemlidir. Günün şartlarına
uygun, estetiğe ve sağlıklı olma yanında, ergonomiye (kullanım uygunluğu)de yer
verecek bir anlayışın geliştirilmesi gerekir. Yani üretimde kültürel kodlar
oluşturmak gerekir. Sergi ve fuarlarla diğer kültür unsurları ile rekabet ve
alternatif üretmek… Bu gün havacılık sektöründe tamda bu yöntem yürürlüktedir.
Sanayi
ve teknolojide patent ve yerli üretimin teşvik edilerek, dışa bağımlılıktan
kurtulabilecek, dünya standardına uygun mamullerin üretilip, günlük
hayatımızda, tarımda, sanayide, turizmde, eğitimde kullanılabilir hale getirip,
çağdaşlarımız ile rekabet edebilmeliyiz.
Tarımsal
ürünleri çeşitlendirip, coğrafi şartlarda verimliliği olan endemik türlerin
korunması ve doğası değiştirilmeden geliştirilmesi gerekir.
Devlet
yapılanmasında, temel ihtiyaçların karşılanabileceği, insan onuruna yakışan,
kimseyi ötekileştirmeden, herkesi ve her kesimi kapsayan koruyucu ve gelişmeci
bir anayasal sistem oluşturmak…
İsrafa
dayalı kamu işletmeciliğinden, verimli ekonomiyi tercih eden işletme ve
kurumların varlığına imkân vermek gerekmektedir.
Toplumun
ihtiyaç duyduğu her sektör ve her birim, kapsayıcı ve adalet esasına göre
işletilmeli, Gaspıralı İsmail beyin dediği gibi; “bizde birdir gedalarla
giraylar” özlü sözünde olduğu veçhile, “elitlerin hâkim olabileceği bir
sistemin olmaması gerekir.
Bütün
bunlar, tahrip edilmiş değerlerimiz ve görevlerimiz olarak kabul edilmelidir.
Bu esasları ikame etmek, yüksek ideallerle bilgilendirilmiş gönüllü vatansever
ve milli duygu ile yetişmiş nesillerin işidir.
Dilimizi,
dinimizi, devletimizi ve devleti meydana getiren resmi ve sivil kurumları,
beyni dışarıdan beslenen düşman askerleri gibi hareket edenlerin ellerinden
çıkarmak gerekmektedir. Bu görev, kendisini milletine ve devletine adayan Türk
Milliyetçilerine düşmektedir.
Nasıl
olmalı sorusunun cevabı da vardır. Zira bu esasları bir sistem bütünlüğüne
bağlayacak yeterli bilim insanlarımız da, bilgide ve bu bilgileri topluma harmanlayıp
sunacak imkân da vardır. Sadece, “yeniden milliyetçilik” hamlesini
gerçekleştirecek irade lazımdır. Bilmeliyiz ki herkes bu uğurda bir mum
yakarsa, karanlıklar aydınlığa dönüşür. Asırlardır yaşadığımız zilleti, gelecek
nesiller karanlıkta yürümesinler zilleti yaşamasınlar yeter…
NESİM YALVARICI
YORUMLAR