İslam, Allah’ın peygamberlerine vahiy yoluyla gönderdiği son dindir. İslam, din, borç, yerine getirilmesi gereken bireyin borcu olara...
İslam, Allah’ın peygamberlerine
vahiy yoluyla gönderdiği son dindir.
İslam, din, borç, yerine getirilmesi gereken bireyin borcu olarak
da tarif edilmektedir. Kul olmanın gereğinin yerine getirilmesi için uyulması
gerekli olan kurallar bütünü olarak da insanlar tarafından tarif edilmektedir.
Din şahsi mükellefiyettir. Allah, kimsenin yüklenemeyeceği bir yükü ona
yüklemeyeceğinin sözünü vermektedir. Dolayısıyla dini sorumluluk onun kudreti
ve miktarıncadır. İhlas ve samimiyetle Allaha yönelmek ve gücünün el verdiğince
kulluk görevini yerine getirmektir.
Din üç temel esas üzeredir. Ahlak, amel ve imandır.
Ahlak; insanın, yaratılışındaki
esaslara bağlı hareket etmesi, yani fıtratının dışına çıkmamasıdır. Nitekim
Efendimiz; “ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” demesi bu durumun
anlaşılmasıdır. Şahsi ve toplumsal yükümlülüklerimizin ahlaki temellerde olması
dinin gereğidir. İnsana karşı, hayvanlara karşı ve tabiattaki her nesneye karşı
yapılacak davranışlarda ahlakiliğin esas kabul edilmesidir.
Amel; dinde ifadesini bulan amir ve yasakların, yani dinen sorumlu
(mükellef) olduğumuz vaz edilmiş uyulması gereken ve kaçınılması gereken
hususların yaşanmasıdır. Günlük hayatımızda uygulanmasıdır.
İman; inanma duygusudur. İslam esaslarını oluşturan esasları bilerek ona
tam bir inançla hiçbir etki altında kalınmadan hayatında oluşturmasıdır.
Bu hususların tümü bireyin şahsi olarak yaşaması esasına göre tanzim
edilmiş sorumluluğudur. Bir başkasına devredilemez.
Bütün olarak İslam meselesi ve dini sorumluluğumuzu bilmemiz gerekir.
Onun için devlet, “temel insan hakkı” olarak, bireyin kendisini geliştirmesi
noktasında, yükümlülüğünü yerine getirmek üzere, dini eğitimi, genel eğitimle
birlikte vermelidir. Yoksa inanma ihtiyacı ve inancın gereği konusunda,
birilerinin bilgilendirilmesine ihtiyaç duyacaktır. Bu noktadan hareketle, din
bilgilerine vakıf bir sınıf oluşur ki, “dini sınıfın” oluşması sağlanır ki, bu
durum dinde olmaması gereken bir durumdur. Bu gün şeyhlerin, din adamlığı
sınıfının oluşması dinin anlaşılması hususunda önemli bir problem olarak
karşımızdadır. İslamda “din adamlığı” diye bir yapı yoktur. “hademei hayrat”
dediğimiz bir olgudan bahsedebiliriz. Bu da din hizmetlerinde herkesin yerine
getirebileceği yetkinlikte olmasını gerektirir.
Bu gün bir kısım okulların dini eğitime tabi tutulması, diğerlerinin
esirgenmesi, “eğitimde birlik” yani tevhidi tedrisata aykırı bir din eğitimi
toplumu kamplaşmaya ve dini bilgiden mahrum yetişen bireyin dine karşı tavırlı
ve buna mukabil din eğitimi alanların ise “dini sınıfın” temsilcileri olarak
yetişmeleri söz konusu olacaktır. Günümüzde yaşadığımız temel problemlerin kaynağı
hükmündedir.
Birey dini yükümlülüğünü bilmez ise, din sınıfının, hoca takımının;
siyasi, iktisadi, etnik ve sosyal tercihine göre bilgilenecektir ki,
camilerimizde dinlediğimiz vaaz ve hutbelerin neye ve kime hizmet edildiğini
anlayabilmemiz gerekir.
Sonuç olarak, din, bireyin şahsi sorumluluğu olarak devletin asli
kaynaklardan bilgilenmesi için vatandaşlarını eğitmeli ve dinin insan ve toplum
üzerindeki huzur, mutluluk dayanışma ruhu ve sevgi ile bütünleşmiş bir millet
olgusunu yaşayabilelim. Nitekim milliyet duygusunun temellerinden birisi, din
birliğidir.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR