İslam âlemi var mı? Sorusu, her zaman sorulan bir soru olmakla beraber, cevabı muğlak ifadelerle geçiştirilen bir sorudur. Üzerinde Müsl...
İslam âlemi var mı?
Sorusu, her zaman sorulan bir soru olmakla beraber, cevabı muğlak ifadelerle
geçiştirilen bir sorudur. Üzerinde Müslümanların yaşadığı coğrafya vardır
elbette… Bu durumu ilk soru ile karıştırmamak, durumun anlaşılması bakımından
mühimdir. “Müslüman devlet” var mı sorusuna mukabil, “halkı Müslüman olan
devletler” vardır.
Gelinen noktada “İslam âlemi”
ve “Müslüman devletler” kavramının açıklanmaya ve izaha muhtaç olduğunun gereği
vardır.
İslam âlemi;
Müslümanların İslam’ın yürürlükte olduğu iklimi ve İslam’ın belirlediği hayat
esaslarının oluşturulduğu evrendir. Kültürel, tarihi, politik, sınai, zirai,
askeri ve stratejik yönden duyarlılık içinde, birbirleri ile iletişimde, sosyal
bir olgunun varlığı olan ve dini terminolojide,” tevhit akidesi” gereğince,
“bir de bir olmanın” oluştuğu bir dünyadır.
Hamiyetin, hukukun, can,
mal ve ırza tasallut olunmayan, kendisi için düşündüğünü dindaşı içinde
düşünebilen, bir olgudur İslam âlemi… Müslümanın tanımında,” elinden dilinden
kimsenin zarar görmediği insandır. Komşusu aç iken tok olmayı, İslam
toplumundan “tecrit” edilmesi hükmü vardır.
Müslüman “azimet “sahibi
kişiliği temsil eder “azimet”, en zor durumda dahi, adaletin gerektiği davranış
sergileyen insanların topluluğudur. İslam inancı, “korku ile imanın aynı sinede
barınmadığı” inanç ve öğretinin oluşumudur. Cesaret zaferi, korku zilletin
kaynağı olduğuna inanılır. Zulmetmez, zulme de rıza göstermez. Bu karakterde
insanların oluşturduğu bir dünya, bir evrenden kim bahsedebilir ki?
Dünyada zilletin egemen
olduğu, hakları gasp edildiği, ırzına ve canına kastedildiği, malı talan
edildiği halde reaksiyon göstermeyip, saldırganlarla müşterek hareket edebilen
bir yapı, nasıl İslam dünyasını oluşturabilir?
İslam, ekonomik, sosyal,
politik kültürel, demografik, çevre, hukuk, eğitim, sağlık ve temel insan
hakları bağlamında, meriyetteki devlet sistemleri ile farklılığı ortaya
koyabilen bir İslam devletinden kim bahsedebilir? Olsa olsa, ”halkı Müslüman
olan ülke ve ülkelerden bahsedebilir.” Zira İslam devlet anlayışı dört temel
esasa göre hayata hükmeder. Adalet, hakikat, meşveret ve liyakat esası devletin
temel kaidesi üzerinde ikame edilir.
Bu temel esasın hâkim
olduğu hangi İslam ülkesi vardır?
Halkı Müslüman olan
devletlerde, İslami inanç sistemi param parça bir görünümde, mezhep, tarikat ve
cemaatleşmelerle kamplaşmanın giderek iç bünyede çatışmalara evirileceği bir
yapıdadırlar. Ne acıdır ki, Müslüman devletlerde “İslami hareketler” mevcuttur.
Oysa İslam olana İslam’ı tebliğ veya anlatmak ne anlama gelmektedir? Bunun
cevabı ise, İsrail’deki haham seçiminde, seçilen Hahamın, hesap ibrasında,
Müslüman ülkelerde faaliyet gösteren cemaatlere verilen mali desteğin gündeme
getirilmesi hazin bir durumdur.
Sonuç olarak İslam
dünyası mevcut değildir. Mevcut hale getirebilmek öncelikle, bir “dini otorite
merkezi” oluşturmak ve bu merkezin belirlediği hususları herkesin kabul
edileceği İslam hukukuna göre içtihadı esas almak zaruridir.
İslam devletleri, farklı
milliyetlerden oluşmaları sebebiyle, uluslararası ilişkilerin esaslarını
yürürlükte olması gereken bir siyasi oluşumu da gerekli görmek gerekir. Aynı
zamanda, güvenliğini sağlayacak askeri bir güç, ekonomik gelişmelerde dayanışma
içinde olabileceği bir ekonomik platform, bankacılık sistemi ile dünya ekonomik
piyasasında, söz sahibi olmaları gerekir.
Müşterek değerlerin
oluşmasında, milletlerin milli seciyeleri ve milli kabulleri göz önünde
bulundurarak, ortak bir değerler sistemini güncellemek gerekir. Bunun içinde “eğitimde
birlik” çerçevesini belirlemek zorunludur.
Denilebilir ki, dış dünya
(Hristiyan, Yahudi, brahman ve Budist) nasıl bir tepki gösterileceği bilinmeli
önemsenmeli ve tedbirleri ona göre almak gereklidir.
Bu ruh ile bütün
Müslümanların “kıyama” kalkmalı, barış ve detant politikaları ile insanlığın
sığınacağı güvenlikli limanı olmalıdır. NESİM YALVARICI
YORUMLAR