İran denilen ülke, İsrail ile birlikte, bölgede siyasi ve ekonomik istikrarsızlık kaynağı olmaya devam ediyor. İsrail ise istikrarsızlığ...
İran denilen ülke, İsrail
ile birlikte, bölgede siyasi ve ekonomik istikrarsızlık kaynağı olmaya devam
ediyor. İsrail ise istikrarsızlığı dünya ölçeğinde sürdürüyor. Bu husus, bu iki
milletin istikrarsızlık kaynağı olmasında, bazı müştereklerinin olmasından
bahsedebiliriz.
İsrail, demografik
(Nüfus) kapasitesinin üstünde dini hayallerini hayata geçirebileceği bir
fırsatı elinde bulundurmaktadır. O da, dünyada rezerv para olarak kullanılan
doların Yahudilerin kontrolünde olmasıdır. Zira ABD doları, ABD’nin milli
parası olmayıp, Yahudilerin parasını, kiralık olarak kullanılmasına sahip
olmasıdır. Bu durumu tescil eden husus, bizzat dolar üzerindeki sembollerden de
anlaşılabilmektedir.
Tevrat’ta ifadesini bulan
“Arz-ı Mevut ”ideali, İbrani oğullarının hiç bitmeyen ve yok oluncaya kadar da,
bitmeyecek milli idealidir. Bunun tahakkukunun ilk aşaması, bağımsız ve bütüncül
bir İsrail devletinin kurulmasıdır. Gazze’de cereyan eden hadiselere bu açıdan
bakıldığında, İbraniler daha birinci basamağı gerçekleştiremedikleri
şeklindedir. O sebeple de, Gazze’ye odaklanmaları anlamlıdır.
İkinci aşama ise, “Kenan
bölgesi” dediğimiz, Nil’den Fırat’a ve hinterlandındaki bölgelerde İsrail
krallığının kurulmasıdır. Elbette bahsi geçen coğrafyada ülkemizin tehdit
altında olduğunu görebiliyoruz. Bu sebeple, bir yandan bağımsız ve bütüncül bir
İsrail mücadelesi sürdürülürken, diğer yandan ikinci aşaması olarak
düşündükleri “Kenan bölgesinde,” vekâleten yürütülmekte olan siyasal Kürt
hareketini görmekteyiz.
Asurilerin,720 yılında
İbranileri Filistin’den çıkarmalarından sonra bu bölgede, bulunan Mecusileri,
Ezidileri, Mezdekileri, Zerdüştileri şekillendiren “Şeyh Adiy” adındaki Yahudi,
bu günün gelişen olaylarının da başlamasını sağlayan çalışmalar yapmış, Laleş
bölgesinde (bu günkü Dahuk bölgesinde şengal dağı ve sincar bölgesini
kapsamaktadır) bir dini otorite merkezi oluşturarak, Pakradunilik gibi kripto
bir anlayış ile Yahudiliği yaşatmıştır. Daha sonra Keldani ve Nesturileride
eklemlendirerek varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Filistin’den çıkarılan on
iki Yahudi ailesinden on biri tespit edilmesine rağmen on ikinci aile, daima bu
yapının şekillendirip terörize edebileceği topluluklar olarak ifade edilmiştir.
1937 de Afganistan’da hâkim olan Peştu’nlar ki başlarındaki Zahir şahın ifadesi
ile “biz Bünyamin peygamberin soyundanız” demesi, Karaylar ve son dönemde de,
Kürtler bu amaçla kullanılmaktadır.
Üçüncü aşama ise dünya
hükümeti yoluyla dünya hâkimiyetidir. Siyon liderlerinin protokolleri kitabında
bu husus açık olarak bahsedilmektedir.
İran Pers ve Sasani
imparatorluğunun bakiyesi olarak varlığını sürdürmektedir. Kendisini yaşadığı
bölgenin hâkimi ve efendisi görmektedir. İslam ordularının Sasani
imparatorluğunu ortadan kaldırması sebebiyle de bir türlü hâkim bir konuma
ulaşamamıştır. İngiliz ve Rusların bölgedeki çalışmaları sayesinde, daha sonra, Yahudi oryantalistler olarak ta ifade
edebileceğimi, yüz sene içinde İran tarihini tersine çeviren altı Yahudi
şunlardır: ESTRONAH, İŞMİT, İŞTAYN, KOKH, KOHEN ve en mühimi ise RİCHAARD
FREY’dir.
İran ve İsrail müşterek çalışmaları bu sebepledir. Aralarındaki “kayıkçı
kavgalarını” ciddiye almak gerekmez zira müşterek oyunlarının bir parçası
hükmündedir.
Peki, mevcut gerginliği nasıl okumalıyız?
İsrail, bölgedeki hedefleri için bir ortak ve yardımcı devlet aramaktadır.
Müslüman milletler içinde itikadı yönden de farklı olması, “düşmanımın düşmanı
dostumdur” ilkesince hareket ederek, İran ile siyasi münasebet içindedir. Bu
durumun anlaşılmaması içinde, bu gün uyguladıkları anlam verilemeyen
uygulamalar içindedirler.
Batı dünyası, bölgedeki enerji kaynaklarının peşindedirler. Enerji
kaynaklarının can alıcı noktaları, Hürmüz boğazı, Aden körfezi gibi stratejik
bölgelerin İran’ın kontrolünden çıkması, batı dünyası için en büyük hedeftir.
Gerek petrol transferi ve gerekse ticareti açısından büyük öneme sahiptir.
İran’ın, Çin ve Rusya ile olan siyasi bağlantıları, batıyı tedirgin
etmektedir. Tek kutuplu dünyada elde edilen fırsatların, kaybolacağı bir endişe
taşımaktadırlar. El-Cezire bölgesinde (Ortadoğu)da İran’ın vekâleten kullandığı
yapılar (Hizbullah ve türevleri) ayrı bir problem olarak görülüyor.
Ancak İran, molla rejimi ile iç bütünlüğünde pek güven içinde olmadığı
emareler mevcuttur. Son seçimde, seçimlere katılma oranı %42 olması, İran’da
rejim sıkıntısı yaşayacağını işaret etmektedir.
İran adı, horasan
bölgesinde yaşayan bütün toplulukları ifade ettiği bilinen bir husustur. Yani
İran’ın siyasi sınırları içinde, Türkler,(Samaniler, Türkmenler, Kaşkaylar ve
güney Azerbaycan vs.) Beluciler, Lurlar, Kürtler Araplar ve Ermeniler
bulunmaktadırlar. Fars kökenli olanların sayısı, sanıldığı gibi çoğunlukta
değildir. Seçimlere katılımın olmayışı, rejime olan karşı duruş olarak
görülmektedir. İran’ın bu gün İsrail’e ve batıya karşı, kararlı bir duruş
sergilemelerinin önündeki en büyük engel olarak görülmektedir.
Yapılacak muhtemel bir
müdahalede, iç karışıklık endişesi yaşanmaktadır. Genel nüfusun %45ini
oluşturan Türkler, İran’ı kendi vatanları gördükleri için devletlerinin yanında
duracaklardır. Ancak, Beluciler, Lurları, Arapları ve Kürtleri bu anlayışta
görmek mümkün değildir. Üstelik Türk varlığına karşı, Güney Azerbaycan’da
Kürtleri destekleyen bir molla rejimine rağmen…
Karmaşık gibi görünen
İsrail İran ilişkileri, temelde birbirlerine karşı olan menfaatlerinin
korunmasına dair bir husustur.
ABD’nin karakol devlet
gibi kullandığı İsrail, batı ittifakının, emperyalist güçlerin orta doğunun
enerji kaynanalarına sahip olmak üzere kurulan bir devletçiktir. Batının
İsrail’le müttefik olması, İsrail’le sınırdaşları ve bölge ülkelerini tedirgin
eden, saldırgan ve yayılmacı siyasetleri sebebi ile göreceği tepkileri bahane
ederek bu bölgeye müdahale etme isteğidir.
Bu durum, İsrail ve batı
ittifakı ile bölgede sıcak bir çatışmaya doğru evirilmektedir. Yakın hedef,
Hürmüz boğazının kontrol edilebilmesi ve yemendeki Aden körfezinin kontrol
altına alınabilmesi için İran’ın devre dışı bırakılmasıdır. Bu durum ile
yetinilmeyeceği bilinen bir durumdur. Anadolu’nun hedefte olduğunu, bir asır
önce hazırlanan ve adım adım yürürlüğe koyulmak istenen Wilson prensipleri ile
biliyoruz. Küresel ölçekte ise, Çin devletini etkisizleştirecek politikaları
inşa etmektir.
Nesim Yalvarıcı
YORUMLAR