Ülkemiz, demokratik terbiye konusunda her gün daha da geriye gitmektedir. Demokrasi yerine ne önerildiğini de bilmeyen siyasi kadroların...
Ülkemiz, demokratik
terbiye konusunda her gün daha da geriye gitmektedir. Demokrasi yerine ne
önerildiğini de bilmeyen siyasi kadroların siyasette etkil/yetkili olduğunu da
ıstırap duyarak görmekteyiz.
İktidar – muhalefet
mücadelesinde, ahlakın hiçe sayıldığı, medeni bir toplumda sorumluluktan ve
ahlaktan uzak bir anlayışla siyasi mesajlarını duyan yeni nesil, hayatın
akışında, sosyal pratiğin gereği gibi algılandığı, hakaret, aşağılama, küfür ve
ahlak dışılıklar normal bir durum şeklinde algıladıklarını görmekteyiz.
En mühim problem ise,
kamu görevi yürütenlerin, ahlakı, görev ve yetkilerini kötüye kullanmayı teamül
haline getirmeleridir.
Seksenli yıllarda, meşhur
“on birler hükümetinde” transfer olan milletvekilleri, “güneş motel” davaları,
ANAP’lı dönemde, İsmail Özdağlar, Demirel’in Yahya Demirel’le bilinen yolsuzluklar,
Çillerin “uçuran Özer” davaları, hatırladıklarımız…
Alacakaranlık Partisi
olarak Kurulan AKP, doğrudan kurucusu olduğu ve iktidara taşıdığı başkanı
Tayyip Erdoğan’ın tapeleri, “gemicikleri”, kutular içinde gizlenen paraların
basında sunulması, siyasetimizin ahlaki temelden uzak bir karakterde
seyrettiğini göstermektedir.
Nitekim yirmi iki yıldır
iktidar olan AKP’ye karşı yerel seçimlerde mutlak üstünlük sağlayan CHP,
iktidar olmak üzere dikkatli ve ihtimamlı siyaset takip etmesi gerekmektedir.
Ancak ahlaki zaaf saydığımız kamu yetkilerini rüşvet, irtikâp, zimmet gibi
suçlarla anılması, siyasette yaygın bir hal alan bu ahlaki sorunun topluma mal
olduğu yönünde bir eğilimin davranışa dönüştüğüne işaret etmektedir.
Mahkemelerin karar
vermesini etkileyecek herhangi bir değerlendirme yapmamak benim devletime karşı
olan ahlaki anlayışımdır. Bu vesile ile hükmü mahkemelere bırakarak, “şüyuu
vukuundan kötü olan” bu durumun bir toplumsal mesele olması üzücüdür demekte
bir beis yoktur.
Bu mesele hep böyle mi sürecektir?
Temennimiz, sürmemesidir.
Ancak devletimiz, yaşadığı bu zor coğrafyada, güçlü bir devlet işleyişinin
sağlanması gerekirken, her kademe de insanımızın ahlaki sorun haline gelen kamu
yetkilerinde, rüşvet, iltimas, irtikâp ve zimmet gibi insan şahsiyet ve
haysiyetini küçülten davranışlardan arınması gerekmektedir. Devlet şahsiyetini,
şahsiyetli insanların oluşan karakterinden almalıdır. Yani herkes bilmelidir
ki, devletin şahsiyeti, devletin mensubiyeti oluşturanların şahsiyeti ile vücut
bulur.
Hukuk bu meselenin
üzerine giderek, meseleyi çözmesi, istediğimiz gerçek yoldur. Ancak hukukun
bağımsız olarak çalışması şarttır. İktidara dokunmadan, sadece muhalifler
üzerine giden bir hukuk, farklı bir hukuksuzluğu meydana getirebilmektedir.
İktidara dokunulmazken muhalefeti hedef alan hukuk, siyasetçilerin algı
yaratarak olmayanı olmuş gibi gösterebileceği bir düzmece olması halinde,
hukuka güven sarsılır ve giderek, herkesin kendi hukukunu koruyabileceği,
hukukta, karşılığı, ”ihkakıhak” olarak ifade edilecek bir olgunun
doğması sağlanmış olacaktır.
Herkesin kendisini
aşacağı bir fedakârlığa ihtiyaç vardır. Oda hukuka teslim olmak ve hukukun
gücünü sindirerek kabul etmektir. İlk fedakârlığı ise devleti yönetirken
hakkında suiistismal olarak ifade edilen hususların hukuk kurumunun evrensel
hukuku kaidelerine göre sorgulanıp gereği gibi karar vermesi ve maşeri vicdanı
rahatlatmasıdır. Yoksa gidişat şiddetlenen hukuksuzluk olgusu karşısında, hukuk
tanımama gibi bir durum ile karşılaşılır ki, o da, kaos ve toplumsal kargaşa
demek olacaktır.
Hukukun üstünlüğü fikri,
yukarıdan aşağıya uygulandığında kıymet bulacaktır. Cumhurbaşkanı dâhil,
hakkında herhangi bir şayia varsa, bizzat kendisi hukuka müracaat ederek
çözülmesini sağlanması gereklidir. Biliyorum zor bir durumdur. Ancak hukukun
üstünlüğü teselsülen (zincirleme) olarak kabul görebilmelidir. Yoksa herkesin
kendi hukukunu koruyabileceği, “yeraltı hukukunun” gelmesi çok uzak değildir.
Son günlerde
belediyelerde görülen hukuksuzluğun, haksızlığın ve ahlaki olmayan uygulamanın,
çürümenin giderek çözülmeye doğru gittiğini görebilmeliyiz. Bu sebeple en eren
vakitte herkes hakkında kamu hakları ile ilgili iddiaların hukuken
çözülebilmesinde, hukuk erkine teslim olmalıdır. Aksi durumda, Türk milletinin
umudu ve insanlığın ufkunda doğmakta olan bir milletin dünyada yeni bir denge
oluşumunun önünde engel teşkil etmiş oluruz. Hem İslami, hem insani hem de
milli bir sorumluluk, hukukun üstünlüğüne teslim olmaktan geçeceğine bağlı
olduğunu görmeliyiz.
NESİM YALVARICI
YORUMLAR